Ana Sayfa | Kitaplar | Şiirler | Hakkımdaki Yazılar | Yeni Yazılarım | Fotoğraflar | Röportajlar| Özgeçmişim | Okuduklarım

Hakkımdaki Yazılar


Bu bölümde  eserlerim ve şahsım hakkında yayınlanmış olan yazılardan örnekler vardır.  Bu vesile ile her yazara ayrı ayrı teşekkür eder, değerli edebiyat araştırmacısı yazar H. Fethi Gözler'e, Abdurrahim Karakoç'a da Allah'tan rahmet dilerim.

 

KIRK ÇERİYLE YOLUNDA

Mehmet AYCI

 

Bildim bileli bıyıkları aynı… Hilal değil de, bir at nalının, el yapımı bir at nalının hilalleştirilmiş şekli… Kaşı, dudakları, gözlüklerinin camı da bıyıklarıyla uyumlu… Okurken, etüt ederken, gözlerinden çok bıyıklarıyla okur gibi bir hali var.

 

Kaygılı… Hatta abartılı bir kaygısı var… “Ne olacak bu memleketin hali?” genel sorusunun ağırlığı altında zaten yüklü olan omuzları daha da yüklenmiş, orta boyu daha da kısalmış, gökyüzünden gelen çekilmesi zor bir mesuliyet basıncıyla enine doğru genişlemiş bir görünümün sahibi… Varsa bir miktar pazısı da bundan…

 

Gülümsemesi de kaygıyla mülemma… Ondan, bir “yazarlık”, bir “sanatçılık” yetisiyle, saikıyla değil de, mesul olduğuna inandığı için bildim bileli okur, yazar, söyler, tartışır, bir şeyler yapmaya, kaygı yükünü azaltmaya çalışır. Saçı ve sakalı bundan ağarmış ancak şekil değiştirmemiştir.

 

Mikro anlamda da makro anlamda da memleketçi… Yozgat deyince aklının kıyıcıklarındaki yoz atlar bile birden munisleşir, akıllı küheylan kesilir.

 

Her dağa “ak dağ” gözüyle bakar. Tanrı Dağlarına da Alp Dağları da gözünde Akdağ’dır.

Sadağındaki okların tamamı “boz”dur.

 

Anamalcı değildir. İnsan biriktirir, düşünce biriktirir, kaygı biriktirir; para biriktirmez. Hoş biriktirecek parası da olmamıştır. Paranın tümünü de bozuğunu da sevmez.

 

Daktilosuna sadıktır.

 

Ataların sözünden ve dizinin dibinden ayrılınca tövbe eder.

 

Matematikçi olmasa da sayı saymayı ve saymayı bilir.

 

Ömrü ilk mekteplerde geçtiği için çocuk kalmış, 50 yaşından sonra ergenleşmiş bir “ruh hali” vardır. Bu ergenlik ruhunun hallerinden sadece birisidir.

 

Yeni yayınları pek takip etmez. Kitap okuma önceliği eskilerden, hatta bulabilirse en eskiden yanadır. Sayfaların peşinde rüyalar görür.

 

İhsan Kurt bu…

 

Allah ona “kuş bakışı”nı da “kurt bakışı”nı da ihsan etmiştir.

 

Çin Seddi’nin kendisine karşı yapıldığına inanır.

 

Eğitimci…

 

Türk Atasözlerinin ruhuna aşina olanlardan…

 

Otuza yakın kitabın müellifi…

 

Yüzü sadece efsanelerde rastlanan bir nalbant dükkânıdır.

 

Atlar, atlılar ve kahramanlar uğramadan edemez.

 

Böyle biliriz.

http://mehmetayci.com.tr/index.php/portreyazilari/844-ihsankurt


Üretken Bir Yazar

İsmail Bilgin

Bazı dostlar vardır. Onları daha önceden tanımazsınız. Bilmezsiniz. Bir vesile ile bir araya geldiğinizde tanışır ve hemen kaynaşırsınız. Kırk yıllık dost gibisinizdir. Düşündükleriniz ve konuştuklarınız aynıdır. O kısacık sohbetler neticesinde büyük bir dostluğun temelini atarsınız. Sonra o dostlar sizi takip eder. Siz de onları… Çalışmalarınızı desteklerler. Yön verirler. Tavsiyede bulunurlar. Yazı çizginizi, size karşı olan haklılığı ve haksızlığı iyi bilirler. Bu konuda sizi uyarırlar…
*
Efendim tanıdık yazar üstadların, dostların kitapları okuyucu ile buluştukça kendi kitabım çıkmış gibi seviniyorum. Hemen kendilerini tebrik etmek ve başarılarının devamını dilemek istiyorum. Hoş tanımasam da yeni çıkan her bir kitap beni sevindirir. Kitap ayrı bir dünya demektir. Yazarın o kitaba nasıl bir emek harcadığını bildiğimden midir nedir böyledir duygularım…
Hele kargo elamanı elinde bir paketle çalmışsa sevinciniz katmerlenir. Heyecanla kitabı açarsınız. Şahsınıza imzalanmış ve mürekkebi yeni kurumuş bir kitap sizi selâmlar… Geçenlerde aynen yukarıda anlattığım gibi oldu efendim. Kargodan şahsıma imzalanmış bir değil tam beş kitap çıktı…
Oldum olası bu tür kitap alışverişlerini önemserim. Severim. Kitap dostlarının birbirilerine bir buket çiçek vermesi gibidir kitap hediyeleri. Eh hayatını okumaya ve yazmaya göre düzenlemişlerin hediyesi de kitap olur. Başka ne olacak ki…
Söz yine başını alıp gitti. Neyden yazıyordum, ne yazar hale geldim. İşte bu yazının, düşüncenin her zaman yazan kişiye boyun eğmediğinin, aldırmadığının bir misâlidir. Bu, bazen böyledir…

İhsan Kurt Bey kitap dostlarımdan, kitap arkadaşlarımdan (asker arkadaşı var da kitap arkadaşı niye olmasın. Eh artık bu deyimi literatüre sokmakla övünebilirim.) hocalardan, üstadlardan biridir. Onunla Sanatalemi’nin 1.Yıl toplantısında tanıştık. Ayaküstü epey sohbet ettik…
Efendim onca işim ve sonuna yaklaştığım küçük bir dosyam olmasına rağmen ilk önce Sevdanın Mektebi-Türküler Üzerine Denemeler- adlı kitabını bir solukta okudum İhsan Beyin. Türkülerin hikâyeleri, onların insana yüklediği duygular çok zarif, akıcı ve bol bol türkü örnekleriyle verilmiş ve desteklenmiş... Hele benim çok sevdiğim İncir Ağacı türküsüne dair yazdıkları var ki iki üç kez okudum. Bu yazıyı yazarken de o güzel türküyü Volkan Konak’tan defalarca dinledim. Dinledikçe buruldum. Hüzünlendim…
“Hastane önünde incir ağacı
Baş tabip geliyor zehirden acı

Hastaneler… Türküler… hastane ve bu Bozok türküsü… Bu türküyü dinliyorsam herhangi bir mekan ve zamanda hastaneyi hatırlarım. Hatırlamak ne kelime hastanede olurum ve önümdeki herhangi bir ağaç bence incir ağacıdır. (Ne yalan söyleyeyim ben de öyle oluyorum. Hastaneye ne zaman gitsem bu türkü aklıma hep düşer, İbilgin).
Bu türkümüzde hastanede tedavi ve umut olarak çağrışım yapmaz bende. Hastaneler beyaz renkte olsalar da umut ve hayaller kararır.
Hangi dertlere ilaç bulunmaz, çare getirilmez, bir türlü bilinmez. Oysa bundan da, öleceğini bilmekten de acı, ilacı bulunmayan dertten üste garip kalmak derdi, acıların acısı… Acıların en büyük sancısıdır bir köşede yalnız ve mahzun kalmak garip kalmak…
…….
Garip kaldım yüreğime derdoldu
Ellerin vatanı bana yurdoldu.

Mezarımı kazın bayıra düze.
Yönünü çevirin bayıra düze.
……”
*
İhsan Hoca’nın kitapları çok efendim. Hele bir biyografisini okuyun. Ne denli verimli ve üretken olduğunu görecek, bana hak vereceksiniz. Elimdeki kitapları;
Sevdanın Mektebi – Türküler Üzerine Denemeler-
Yetişkin Eğitimi- 2. Baskı
Huzurun Renkleri-
Psikolojiden Kültüre-3. Baskı
Yetişkin Psikolojisi
Kitaplar Asil Yayınlarından çıkmış… (Kitaplar bu kadar değil tabii. Bir kütüphane rafını dolduracak kadar çok…)
Meselâ, Huzurun Renkleri’nden bir alıntı:
“Sizi Biri Çağırdı mı?

Sizi Biri Çağırdı mı? Siz birini çağırdınız mı? Gidiniz ama doğruluklarınızı alın da gidiniz. Doluluklarınızı da.
Hesaplaşmanın tükettiği yerde adımlarınızı atınız. Hesaplarınız başlamadan öfkenizi, nefsaniyetinizi ve de aklınızı…
Hasbihalin başladığı yerde hesaplaşmaları unutmak… Bırakmak değil hiç almamak, alamamak, el uzatamamak, dil uzatmamak, gönül kapılarının sonuna kadar dayayabilmek huzuru. Gül alıp, gül satmak, gül sunmak gibi.
Sizi biri çağırdı mı? Baharlara adanmış duygular çoşkusu taşsın yüreğinizde. Baharlar ki yeni umutları da taşır, hüznü de. Bilesiniz ki baharlarda çarpar, bahar havasında hüzün çiçekleri de…
Sadece gül bahçelerinden rayihalar gelmesin. Gönül bahçelerinizin gülleri rayihalar açsın ki hep size yaklaşılsın. Hep siz anılasınız hiçbir riyanın karışmadığı sohbet meclislerinde. Adınız geçtiğinde kulaklara maveradan sesler yollansın.
Hangi bahar gül açtı sizin için? Hangi ırmaklar çoştu için için? Bütün kapılarınızı dayadınız da sonuna kadar davetiniz boşuna mı gitti? Boşlukta bile boş yokken nasıl kanabildiniz boş hülyalara? Boşluğa… Boşluğa…
Sizi biri çağırdı mı? Siz birini çağırdınız mı?
Gidiniz ama doğruluklarınızı alın da geliniz. Doluluklarınızı da. Göreceklerinizi duyacaklarınızı da… Has yanınızı ve hassasiyetinizi de…
……
Sf 83-84.”

İhsan Kurt Hoca sosyoloji ve psikoloji ilkelerine göre hayata, meselelere göre konuları anlatıyor. Bunu yaparken de usta bir kalemin dil üzerindeki hakimiyetini görüyorsunuz. Gıpta ediyorsunuz. Özeniyorsunuz… Konular ilgili alıntılar ve dipnotlar var. Ciddi ve emek isteyen bir araştırmanın ürünü. Sosyoloji ve psikoloji ile ilgilenenlerin okuması elzem kitaplar… Ayrıca kendisi güzel şiirler yazar. Sarıkamış-Beyaz Hüzün kitabıma da şiir yazmış bana göndermişti daha sonra bu şiiri köşesinde de yayınladı. Benim için hayatımdaki en önemli ve güzel hediyelerdendi. Kendisine bir kez daha teşekkür ederim…
İhsan Bey, adını vermeyeceğim ama yakın tarih ile ilgili bir roman çalışmasının hazırlığı içindededir. İstanbul’daki yayınevlerine duyurulur…
*
Efendim şimdi sevgili okuyucuların siz zaten kırk kişisiniz kırkınız da birbirinizi biliyorsunuz, ne demeye kitaplarınızı birbirinize tanıtıyorsunuz diyebilirsiniz. Ancak sabun köpüğü gibi kitaplar vardır. Onlar reklâmla şişirilmişlerdir. Dayanışma ile pohpohlanmışlardır. Satın alınır ama okunmaz. İhsan Beyin kitapları ise kütüphanede temel kaynak olabilecek ve tekrar tekrar okunacak kitaplar cinstendir. Bilgilerinize…

Hocanın emeğine, yüreğine ve eline sağlık…


Sevdâya Yelmek...

Sadettin Kaplan

“Gide gide dağları yol edenlerin, dikenleri gül edenlerin, gülleri bal edenlerin bitmez tükenmez ülküsüdür yelmek. Bazen sılaya, bazen ayrılığa, bazen de bir gözleri elaya koşuştur bu.
‘Yelmek’ kavramı, daha çok samimi arzu ve isteğin peşi sıra gitmek, onu elde etmek için ardından usanmadan koşmak anlamında kullanılır. Daha çok arzuları önünde kovalayan bir koşudur yelmek. Engeller, sıkıntılar bu koşuyu durduramaz. Tamamen aksine bu koşunun kamçıları acılar, ızdıraplar ve çilelerdir. Türkülerimizde böyle bilinir, böyle dile getirilir.”

Engel tanımaz sevdâ koşusunu böyle yorumluyor İhsan Kurt. “Sevdaya Koşanlar” demiyor. Koşmak ne ki?.. Dizginden boşalmış, yelesinde kır çiçeklerinin kokusuyla umuda ve utkuya nal döven kır atların, doru tayların koşusudur yelmek…

İhsan Kurt, Anadolu’nun ana dilini çok iyi bilen bir yazar. Koşmak ile yelmek arasındaki o incecik ama çok önemli ayrımı yerli yerinde kullanır… Bir bağlama üstadı nasıl vuruyorsa tellere tezenesini, öyle dokunur kelimelerin kalbine kalemiyle… Ondandır nesirlerinde bile insanın ruhuna bir meltem gibi esen şiirsellik. Satırlarının kimi zaman bir bozlak, kimi zaman bir hoyrat gibi gönül tellerinde inleyişi ol sebeptendir…

Bir eğitimci, öğretmen, öğretim görevlisi olarak yıllarca bir şeyler öğretmek için ders veren İhsan Hoca, sadece bilimsel eserlerinde bu özelliğini ortaya koyar. Şiir, deneme, hikâye gibi edebî eserlerinde; hem yazar, hem okuyucudur. Okuyucusuna ulaştıracağı “sanat”ını tamamen özgür bırakır ve ona “didaktik” bir içerik yüklemez…

Eminim ki, bağrı bozkır gibi şerha-şerhadır İhsan Hoca’nın. Çünkü O, yüreğinin tezgâhında sevdaları, yoklukları, yoksullukları hasret mekiğiyle bir Türkmen kilimi gibi dokuyan ve dokuları sevgi kirkitiyle pekiştiren bir Anadolu sevdalısıdır. O’nun hüznü, bir “hüzn-i umumî”dir. Bu hüznü, gâh bir türkünün ezgisiyle asıverir bir turna kanadına; gâh bir şiirin bir tek dizesine iliştirir nesrin inadına…

Dedim ya, özgürdür İhsan Kurt’un sanatı. Herhangi bir fikir ya da düşüncenin rüzgârıyla esmez O’nun eserleri. Kurt’un eserlerine sinen fikir ve düşünceleri bir kelebek kanadındaki nakışlar gibidir. Okuyucusu, o tül kanat dokusu üzerinde iç içe büyüyen ufacık noktacıklarda aramalılar onun özel ve özgün düşüncelerini…

Geçenlerde, bir paket getirdiler eve. Ankara’dan geliyordu ve gönderen sevgili İhsan Kurt Hoca’ydı… Asker ocağında sıladan gelen mektuba sevinir gibi; yüreğim teleserek, telaşla açtım paketi. Birden, o çok iyi tanıdığım kokuyu duydum: Kâğıt ve matbaa mürekkebi, kısaca kitap kokusu… Bilen bilir o özge kokuyu. Nasıl da adamı çıldırtır, nasıl da sermest ediverir bir anda… Yaz yağmuru sonrası toprak kokusu gibi, dünyaya henüz merhaba diyen bebek kokusu gibi…

Odama yayılan bu güzel kitap kokusuna, bir de dost eli, dost emeği kokusu eklendi. Tıpkı tandırdan yeni çıkmış lavaş ekmek kokusu gibi…

Bir turna katarı belirdi gönlümün gökyüzünde apansız. Bir üveyik fırladı ruhumun en kuytu çalılığından. Ve bir tezene titretti yüreğimin nevâ telini… Beş kitap, birer “Yozgat Sürmelisi” gibi serildi gözlerimin bahar bahçesine…

Hemen ilk anda alıp götürüyor insanı kapakların güzelliği… Bu özgün sanatı, dostumuzun kitaplarına kapak olarak tasarlayan A. Suna Subaşı’na teşekkür edilmez mi?..
Paketten çıkan beş kitaptan üçü, İhsan Hoca’nın uzmanlık alanı içinde… Ne yalan söyleyeyim, eminim ki kendi alanında çok önemli birer başvuru kitabı olan o üç kitabın ağırlığı, aklımı altında eziverdi…

“YETİŞKİN EĞİTİMİ”, “YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ” ve “PSİKOLOJİDEN KÜLTÜRE” adını taşıyan, her biri birkaç baskı yapmış bu önemli kitaplar, öyle roman gibi ha demeyle okunmuyor. Zevk vermek bir yana, bilimin mengenesinde yüreği sıkışıyor insanın… Sanırım erbâbının eline geçerse, bir daha elden bırakmaz…

Fakat diğer iki kitabı döne-döne oku… Canın sıkıldıkça, aklına estikçe, sevdaya susadıkça, sılaya hasret kaldıkça, sevgiyi özleme sardıkça, kitabın sonuna vardıkça; dön bir daha oku… Ancak okuyunca fark edilebiliyor “HUZURUN RENKLERİ…” Huzuru buluyor gönül o renklerin ebemkuşağında… Ve öğretmenleri gerçek halk ozanları, kitapları ise türküler olan “SEVDANIN MEKTEBİ”ne siz de kaydınızı yaptırmak ister miydiniz?.. “Sevdanın mektebinde yedi sene okudum” diyor İhsan Kurt, bir türkünün diliyle… O zaman, bu mektebin öğretmenlerinden biri de O’dur…

Ankara Asil Yayın Dağıtım Limited Şirketi tarafından yayınlanan bu güzel kitaplar okuyucuya ulaşamıyorsa, bir şekilde okuyucular bunlara ulaşabilmelidir diye düşünüyorum. Işıklı bir imzadır İhsan Kurt. O, bozkır gecelerinin bir ateş böceğidir balkıyıp duran. Tıpkı hemşehrisi rahmetli Abbas Sayar gibi…

Sevgili İhsan Kurt, değerli dost; inceliğin için, zahmetin için, bu değerli armağanların için bin teşekkür bile azdır. Cefan yok hasretten öte.. “Gayet şirin geldi dillerin dostum…”
***

 

İHSAN KURT'UN ESERLERİ
Muhsin İlyas Subaşı
BERCESTE, Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi, Sayı:7, Ocak 2003


Selçuk Üniversitesi Öğretim Görevlisi İhsan Kurt, emekliliğine üç yeni eserle adım attı. Bir nevi tedrisat birikimini kitaplarında toplayarak toplumun karşısına yeniden ve daha güçlü bir şekilde çıkıyor.
İlk şiir kitabı "Bir Yüreğin Türküleri"nin hemen arkasından, ikinci şiir kitabı "Gül Şafağı Hüzünleri", Kurt'un bilim adamı oluşunun yanında şairliğini de gündeme getirmektedir.
Bugüne kadar, edebiyat dergilerinde şiirlerini pek göremediğimiz Şair'in peş peşe iki güzel kitabıyla gelmesi hem şaşırtıcı hem de sevindirici oldu. Şiirlerini okuduğum zaman, "Keşke bu güzelliği daha önce okuyucularıyla dergilerde paylaşarak gelseydi", dedim. Çünkü dergiler şairlerin gündeme taşınmasında büyük görev ifade ediyorlar. Kitaplar dergiler kadar yayılamadığı için, şairin toplumun kabulüne arzı zor olmaktadır. Şimdi yayın konusunda sahip olunan iki kanattan birisi böylece eksilmiş oluyor. Ben, şiirde hedefi olan bütün dostlarım için böyle düşünüyorum. Sebebi de, şu güzelliği kitaba ulaşamayan dergi okuyucularının hiç olmazsa orada görmelerini sağlamak içindir:
"İstanbulum ağlayamazsın
Minarelerin kürdan değil çiğneyemezler,
Seni gönül gözüyle görmek gerek,
Gözü kapalı dinleyemezler."
Altın kafesi fark ettiğinde köyünü özleyen bu Anadolu Çocuğu'nun hem burukluğu, hem de gurbet duygularını yansıtan bu iki kitabını elime alınca aklıma gelen ilk düşünceler bunlar oldu. "Ben şairim, gülü bile kıramam" diyen insanın ruh ve duygu güzelliğini toplumla paylaşabilmek için sanırım yol budur.
Onun dervişçe mizacını yansıtan ve kendi sesi haline gelen şiirindeki olgun, ağırbaşlı tavrı ve neyi nerede söyleyeceğini biliyor olması, geleceğe açılan kapıdan içeri girmesini sağlamaktadır.
Onun gelecekte ufkunu genişletip yolunu açan bir diğer yanı da nesir kitaplarıdır. Çıraklık ve halk eğitimine yönelik ders kitaplarının dışında, " Kitapsızlık Hürriyeti, Çiledeki Adam Necip Fazıl, Bilim tarihinde Keşiflerin İç Yüzü ve Çamlığın Başında Tüten Tütün" adını taşıyan kitaplarından sonra "Psikolojiden Kültüre ve Bağlamada Caz Faslı" ismiyle iki yeni kitabı daha çıktı. Bunlardan ilkinden sosyal psikolojiden hareket ederek kültürel çözülme üzerinde durmaktadır. Kitap, adına bakarak bilimsel bir inceleme olarak ele alınmamalı. Değişik konular, Âkif , Yunus Emre ve Karacaoğlan gibi şahsiyetlerden hareket edilerek günümüzün meseleleri irdelenmektedir.
Bağlamada Caz Faslı'nda ise, yazarın günümüz meseleleri karşısındaki duyarlılığı dile getirilmekte, çarpık Batılılaşma üzerine bir nevi aforizma tarzında yaklaşımları ifadelendirilmektedir.
İhsan Kurt, belli dünya görüşüne rağmen, bunları, şiirinde olsun, nesrinde olsun slogan tuzağına düşmeden anlatmayı başaran bir çıkışla kendi gündemini oluşturmak istemektedir.
Umarım, duyarsızlığımızın, gruplaşmanın had safhaya vardığı günümüzde, İhsan Kurt, kendine ait yerini bulur. Bu, onun hakkı ama, acaba toplum olarak biz bu hakkı ona verebilecek miyiz?
Kendisini kutluyorum...

(BERCESTE Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi, Sayı:7, Ocak 2003)
***

 

 

Can Dostu Kitaplar 


Abdurrahim Karakoç 


"İhsan Kurt, eğitimci-araştırmacı bir yazar. Samimi dostluğuna, sohbetine doyum olmayan bir güzel insan..
Kitapsızlık Hürriyeti/ Bilim Tarihinde Keşiflerin İç Yüzü/ Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım/ Çiledeki İnsan: Necip Fazıl isimli eserlerinin yanında, bir düzineye yakın mesleki eseri var. Son kitabı BİR YÜREĞİN TÜRKÜLERİ şiir türündedir.
Gün doğar ilahi bıçakla insan kesilir /İhsan'ın derdini bir kendi bir Allah bilir
diyen İ.Kurt, bir başka şiirinde;
Dalgaların ortasında med-ceziri yaşıyorum / Secdeye yükselmeyen akıl nasıl yükselir şaşıyorum.
Tefekküre dayalı hikmetli sözler ediyor İ.Kurt. Yönler, Yollar ve de Dolar başlıklı şiirinde ise:
İn-çık
Çık-in
Bankamatik kıble!
Dolar
En iyi din!

ifadesindeki ironiyle günümüzün çirkin yüzünü tarif ediyor.
İnsan şair olur, şiir yazar da "Yunus"u ihmal eder mi? İ.Kurt dostum Yunus'a Varmalı başlıklı şiirinde bakın neler hisseylemiş:

Gönül mürşit arar ise
Gafil bir yol sorar ise
Niyet Hak'ka karar ise
Bilip Yunus'a varmalı 

Sabır hırkası giyerek
Hep severek sevilerek
Hak'tan hakkı dileyerek
Gülüp Yunus'a varmalı.

Sevdan yeğrek, kalemin kıvrak, yolun açık olsun diyorum sevgili İhsan Kurt'a"

(Anadoluda Vakit, 20 OCAK 2002)

             


Abdurrahim Karakoç
 

Bugün tanıtmak istediğim kitabın adıdır: "Kahrolsun böyle adalet"...
Yazarı: İHSAN KURT

             25 telif esere imza atmış İhsan Kurt'un "Kum Saati" yayınları arasında çıkan eseri, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, adı geçmiş tarihimizin acıklı hikâyesidir...
Bir yerli ve milli roman bu...
Yozgat ilimize bağlı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey, Osmanlı'ya karşı, yani Türk'e karşı isyana kalkışan Ermeni çetelerini görevi icabı takip ve tedib etmiş...
Sonrası malum...
İstanbul'daki işgal güçlerinin baskıları sonunda Kemal Bey suçlu kabul edilerek Bizans zindanına atılır...
Her şey İngiliz işgal güçlerinin elinde... Kemal beyi yargılayan düzmece mahkemenin güvenliğini dahi İngiliz askerleri sağlıyor...
7 Ocak 1919 tarihinde Kemal Bey “Bekirağa Bölüğü” namıyla maruf hapishaneye elleri kelepçeli olarak getirilir...
Ağır ithamlarla suçlanan Kemal Bey, devletini, milletini seven bir kaymakam... Görevi ne ise onu yapmıştır... Ne var ki, Osmanlı'yı topyekün yargılama imkânı olmayınca, Kemal bey, vazifesi icabı Osmanlı'yı temsilen yargılanır...
Kimler yargılar?
Pısırık, korkak, canından gayri can düşünmeyen kukla hakimler..
Zaten hüküm önceden verilmiştir...
Bir Şubat sabahı başlayan sözde mahkemenin başkanı Mahmut Hayret Paşa... Yargılama öncesi verdiği beyanatta ecnebi baskısına ram olduğu fikrini uyandırıyor... Paşa değil Hayret...
Sanıklar Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey, Jandarma Binbaşısı Tevfik bey ve Evkaf memuru Feyyaz bey...
Devletin kendini yargılaması gibi bir durum... Amma o zamanlarda ne devlet var, ne de adalet... Tabii o günün savcısı da daha sonraları tanıdığımız darbe savcıları gibi...
Devletin tehcir kararını belki de en akıllı şekilde uygulayan Kemal bey ve arkadaşları Yozgat İstinaf mahkemesinde beraat etmiş olmalarına rağmen düzmece bir mahkemede, özellikle devşirilmiş hakimler tarafından tekrar yargılanırlar... 8 Nisan 1919 tarihinde beklenen "idam" kararı çıkıyor... Kemal bey devletin bir kararını uyguladığından dolayı kurban edilecek... İdam sehpasında son sözü sorulduğunda Kemal bey şunları söylüyor:
- Sevgili vatandaşlarım... Ben bir Türk memuruyum... Aldığım emri yerine getirdim... Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir... Sizlere yemin ederim ki ben masumum... Son sözüm bugün de budur, yarın da bu...
Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar... Eğer adalet bu ise kahrolsun böyle adalet...
Kahrolsun öyle adalet...
Ve maalesef, Ermenilerden özür dileme yarışına girmiştir bugünün soytarı yazarları... Tıpkı kitapta adı geçen Leon Remzi misali...
Kahrolsun böyle adaletler...
( Vakit, 2008.12.17)

 

 

BANA İHSAN KURT’UN HATIRLATTIKLARI

http://www.bekiryalcinkaya.tr.gg/

     Yazan: Bekir Yalçınkaya

Yıl: 1989

Yer: Sincan

Mekân: Saraycık Köyü İlkokulu

  Galiba emeklilik öncesi 3. Kuşak Hizmet Hanesi’ne; Eskişehir Valiliği’nden emekli Vali yazılacak olan Kadir Çalışıcı’nın Sincan Kaymakamlığı’ndaki ilk yılı. İlçe’nin köy okullarına bir teftişe çıkmışız. Çalışıcı, okul gezecek, biz de not tutup haber yapacağız.

   İşte öyle bir günde yolumuz o zamanlar Sincan’a bağlı köy sayılan Saraycık’ta bir okula düşüyor ve zaman zaman Yazı İşleri Müdürü olduğum Yeni Ufuk’ta da mahlas isim Furkan namıyla yazılar yazan İhsan Kurt’un öğrencilerini imtihana tâbi tutuyoruz.

  Kadir Bey, çocuklara özellikle isimlerinin ne olduğunu soruyor. Cevablara dikkatinizi çekerim; Fatih, Yavuz, Süleyman, Ahmet, Mustafa, Mehmet, Kadir ve benzerleri. Kaymakam, neş’eli ve memnun tekrar soruyor; “İçinizde şu şu.. gibi ismi olan yok mu?”

   Evet, yok. Bu hâl karşısında, işte bu kadar milli ve manevi bir esami listesi okuyuşumuz, bir takım gurur verici yorumları duyuşumuz meseleyi bir başka cihetlere çekse de, ilk defa İhsan Bey’in eğitim verdiği bir okulda olmam, arkadaşımı meslekî açıdan daha bir başka tahlil etmemi sağlıyor.

   Ben o günlerden sonra, İhsan Kurt namıyla psikolojimize gelip yerleşen ve zamanla Türkiye’de bu sahada kendini çok mühim bir makama oturtan eğitimciyi, hep takip etmişimdir.

    Kurt; Saraycık İlkokulu’ndan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bürokrat mevkilerine varsa da, sonra Kırşehir’e Üniversite Hocalığı’na gitse de, oradan Konya Selçuk’a daha bir üst görevi için uğrasa ve emekli sıfatıyla tekrar Sincan’a dönüp, kendini daha da edebiyata verse de, bana göre O’ aramızdan hiç ayrılmadı. Hatıralarıma baktığımda benim cephemden İhsan Kurt; biteviye dalları çevresine dar gelecek kadar açılan, kökü Söğüd mazisine varacak kadar aslına kıvrılan, aramızdaki duruşuyla; meyve tadını sadece hasletlerinde yakaladığımız, ömrü her ağaçtan uzun ve özü sağlam bir Çınar gibi, bizim edebimizi ve ta ötelerden bugüne yansıtmasıyla takdir edilecek bir dosttur.

    Son yıllarda, şiirden araştırmaya ve tahlile, sonra Bağlamada Caz Faslı’ndan Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in işaret ettiği Kahrolsun Adalet’e varıp yerleşen İhsan Bey’in daha buralarda da duracağını sanmam. O’ Necip Fazıl’ın yol bulup kıvrım kıvrım akan Sakarya’sı gibi, bu ülkenin milli ve manevi duygusunu, ziyadesiyle gerçek ruhunu taşıyan arı duru ve feyzli nehirlerinde akışına devam edecek.

   İhsan Kurt; tanıdığım bir çok yazar gibi, kendini edebiyata hasretmiş, muhayyilesinden ziyade, kültürünü, bilgisini, ananesini, inancını ve ahlâki duruşunu eserlerine vakfetmiş, aşkı meşki bilmeyen, amiyane tabirlerin insanı güldüren madrabaz yapısını çiğneye çiğneye, dilini bozmayan, Batılı yazmayan olmuş.. harici harmanlardan beslenerek el elinde azmayan sahte mütefekkirlerden olmamıştır, olmaz/olamaz da..

    Türkiye; Çörçil’in fikrinde ne kötü bir ifade ki insanı “hayvan” tarifinde.. General Çerneyaf’a göre, dili bozulası, Kur’an’ı elinden alınası, kültürü yozlaştırılıp ananelerinden nefret ettirilesi, Batı’nın Pinokyo oyuncağı bir bölük pörçük harita sanki..

    Konstantin ruhu henüz soğumuş ve Osmanlı Adaleti’ne öfkesine yitirmiş değil.. Kahrolası Adalet’in pençesine yakalanıp öz yurdunda Ermeni Meselesi’nden sorumlu tutulup ipe çekilen Boğazlıyan Kaymakamı M.Kemal Bey’lerin vatanperverliğini ve ona dayanak kendi halkının çektiği acıları, İttihatçı ruhuyla tepeleyip, kendisini arkadan vuranları hesaba katmadan, doğru tarihi, eğri mecralarda muhakemeye tâbi tutanlara; göz nuru, akıl kârı ve milli edebinden emsal vererek misaller veren bir adama Mütefekkir denmez de ne denir?

   Özünde özürden başka bir meziyeti olmayan ve kime hizmet ettiğini ya Noel hakkı için bir dilim ekmek içinde bulan, ya da ilimdarlığını kalleşlikte bilenlere karşı, Bağlamada Caz Faslı’nın aslını okuyan Milli Ses değilse ya nedir?

   İhsan Kurt; bir ses, bir nefes ötemde, bu ülke için, ilerlemiş yaşına rağmen halâ memleketi için mücadele vermeye devam eden ihtiyar Karakoç gibi, yolunda ve feyzinde, benim ceddimi yazan, O’nun reddine kızan bir ilim adamı.

  Nereden nereye ki bizim O’ Kurt İhsan: bugün hainliği vatan şairliğine tevil buyurulmuş, öğretmen iken okutması gerekli Türk Çocukları’na üç-beş sümüklü diyerek Türkiye’ye dönmeyi asla istemeyen, ama şimdilerde Anadolu’da bir ağaç altında kendisine mezar aranan adam gibi de olabilirdi. ‘Öldü Lenin/Kilitlen’inden elde ettiği mirasının % 25’ini TKP’ye miras da bırakabilirdi. Falan da filan..

   Evet, ne güzel ki, bu ülke o kadar falan da filanlara rağmen asli unsurlarını, şiiriyle haykıran hayat damarlarını hiç kaybetmiyor. Bir Kaymakam M.Kemal Bey gidiyor, Bir İhsan Bey geliyor. Ve Türk insanının tarihi de ancak bu yüreği yanık ve aklı uyanık insanların güzelliğini yazıyor hep..

    İhsan Kurt; Bekir Yalçınkaya ve Abdurrahim Karakoç ile Sondakika Bürosu'nda   

İhsan KURT: Sincan'da eğitimci iken master sonrası Kırşehir Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak hizmet veren İhsan Kurt, bana göre Sincan'da yaşayan sanat ve edebiyatçı camia içinde en çok kitap namlı eser üreten bir yazardır. Yazarlığının yanı sıra şairliği de bulunan İhsan Kurt'un eserleri arasında: Kitapsızlık Hürriyeti, Bilim Tarihinde Keşiflerin İç Yüzü, Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım, Çiledeki İnsan Necip Fazıl, Çamlığın Başında Tüten Tütün, Çıraklık Eğitimi, Çıraklık Dönemi Türkçe Ders Kitabı, Yetişkinler Okuma Kitabı, Rehberlik ve Ruh Sağlığı, Halk Eğitimi-Yetişkinler Eğitimi ve Psikoloji, Özel Eğitim, Psikolojiden Kültüre, Yetişkin Eğitimi ve Bir Yüreğin Türküleri yer alıyor. Bozok yüreklilerin, Yozgat Akdağmadeni'nden olan, ama Sincan'da yaşayan, bizimle ve Abdurrahim Karakoç, Ramazan Gürgün ve de İbrahim Yalçınkaya ile bu ilçenin bağrından çıkan Yeni Ufuk'un yazar kadrosundan olan dostum İhsan Kurt, emekliliği sonrasında da hayatını devam ettirmede Sincan'ı seçti. Kurt, halâ yazmayı ve ‘hayır sayfası kapanmayan eser sahipleri’ çizgisine tabi olmayı yeğleyen bir güçlü kalem.. Ve ben O'nu Abdurrahim Karakoç, İbrahim Yalçınkaya ve Ramazan Gürgün'den müteşekkli fotoğraf karemizde hep 'fikir adamı' olarak seyreder dururum..


**

 

  Yozgat'lı Alim  İhsan  Kurt
(Memduh Şenol, Yozgat İLERİ GAZETESİ, 25 Temmuz 2001)

       İhsan Kurt hocamı, 1992 yılından beri tanırım. Şahsen görüşmek nasip olmadı. Uzaklardan dertleştik, telefonla mektupla.. Kırşehir Eğitim Fakültesi'nde görev yaptığı sırada kendisine ilk kitaplarımı gönderdim. Nazik ve değerli mektupları yazdı. Halen Konya Selçuk Üniversitesinde öğretim görevlisidir.Geçen yıl öğrencisi Alaşehirli bir kızla bana kitaplarını gönderdi. Edebi sohbetlerimiz devam etmektedir.
       İhsan Kurt 1953 senesinde Akdağmadeni İlçesinde doğdu. Sivas(Eğitim Enstitüsü), Ankara ve Gazi Üniversitelerinde eğitim gördü. Evli ve iki çocuk babasıdır. Furkan Hakdağlı müstear adıyla güzel şiirler de yazmıştır. Gelelim bana gönderdiği eserlere:
       1-Çamlığın Başında Tüten Tütün:Akdağmadeni ve tüm Yozgat'ın folklorik güzelliklerini içeren şiirsel bir anlatım kitabı. Başta Sürmeli olmak üzere Yozgat türkülerinin duygusal tahlilleri çok güzel işlenmiş, bu türkülerde vatanı duymamak mümkün değil.
       2-Kitapsızlık Hürriyeti: Kitap 252 sayfadan oluşan, edebi bir fikir dizesi. "Edebiyatın Gücü, Hayalden Teknolojiye, Edebiyatçı İbni Sina" gibi değerli yazılar içeriyor. Başlangıcından bugüne, Türk Edebiyatının derin tahlillerini yaparak, gelecek kuşaklara örnek veriler sunmaktadır.
       3-Bilim Tarihinde Keşiflerin İç Yüzü: İhsan Hocam, bu eseri ile sadece Edebiyatçı olmadığını, müsbet ilimlerin de araştırıcısı olduğunu göstermiştir. Kitabın kapağında, Pir-i Reis'in Amerika'yı gösteren dünya haritası olması insanı heyecanlandırıyor. Matematik, Astronomi, Fizik, Kimya, Tıp, Musiki, Coğrafya gibi ilim dallarında Türk İslam alimlerinin keşif ve çalışmalarını çok güzel izah etmiş.. Piri Reis, Akşemsettin, Uluğ Bey, Katip Çelebi, Farabi, İbni Haldun gibi birçok alimin biyografisini ve ilmi çalışmalarını izah etmiş.
       4-Çiledeki İnsan Necip Fazıl: Cumhuriyet döneminin en büyük şairi olan Üstad Necip Fazıl'ın ciddi bir biyografi incelemesi. Bu konuda daha öncede birçok biyografi yazısı okumuştum. Samimi olarak şunu ifade edeyim: Çünki Necip Fazıl'ın iç dünyasını, dış dünyasını metafizik dünyasını yazabilmek çok zordur. İhsan bey bu zor olanı başarmıştır.
       Lütfedip bana gönderdiği bu dört eserini kısa kısa izaha çalıştım. Hocamın benim elime ulaşamayan başka değerli eserleri de mevcuttur.
       Şimdi diyeceksiniz ki; Yahu bu kadar değerli eseri ve bilgin bir insanı, tek sahifeye sığdırmak doğru mu? Asla, ama İleri Gazetesi'nin bana ayırdığı bölümü taşıramam. Gayem İhsan Kurt beyi ana hatlarıyla kısa da olsa hemşehrilerime tanıtmaktır. Ufak tefek hata ve kusurlarım olduysa kendisinden peşinen özür dilerim. Çünkü biyografi yazmak ayrı bir sanat dalıdır. Kendisine Türkülerle selam yollarken aynı adı taşıyan kendi şiirleriyle yazıma son veriyorum.
       Üçlerimizle, yedimiz, kırkımız
       Türkü çığrır, türkü söyler türkümüz
       Budur bizim başkasından farkımız
       Sazım türkülerle selamlar olsun.

 

 

BİRKAÇ ESER ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİMİZ
(H.Fethi Gözler,Erciyes Dergisi, Eylül 1992,s.8)

 
A) Çiledeki İnsan Necip Fazıl
B) Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım.
Genç araştırmacı İhsan Kurt, geleceğin bir fikir adamı olarak yavaş yavaş kendini belli etmeye ve ağırlığını hissettirmeye başlamış bulunmaktadır.
Her iki eseri de psikolojik bir incelemedir. Çiledeki İnsan şu bölümlerden oluşur:1-Önsöz, 2-Çiledeki İnsan, 3-Necip Fazıl'a Göre İnsan veya "Kendini Bulmaya Memur Yaratık", 4-Ben, 5-Nefs, 6-Tefekkür ve Fikir Çilesi, 7-Akıl ve Bilgi 8-Hürriyet, 9-Yalnızlık:Zehirim de, İlâcım da Sensin!, 10-Dünya Görüşü ve Dünyaya Bakışı, 11-Cemiyet: Cemiyet ve Ahlâk-Günlük Hayat, Çevre. Cemiyet ve Hayat Hükümleri-Şehir, İlişkilerin Zayıflaması, Acımak.
12-Nesil. Ve Bir Neslin Kendine Dönmesini Haykıran Adam, 13-Çetin Geçit:Ölüm!, 14-Kaynaklar.

b)Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım, on bölümden meydana gelmektedir:
1-Giriş, 2-Araştırmanın Temel Kavramları, Araştırmanın Metodu, 
3-Birinci Bölüm: İnsan Gelişimi ve Atasözleri: a)Fizikkî Gelişim - Duygusal Gelişim- Çocuk ve Çevre- Çocukla İlgili Psiko-Sosyal Değerler ve Yargılar.
4-İkinci Bölüm, 5-Üçüncü Bölüm: Psikolojik Savunma Mekanizmaları ve Atasözleri.
6-IV.Bölüm: Algı, Dikkat ve Atasözleri.
7-V.Bölüm: Öğrenme Teorileri, Eğitim Unsurları ve Atasözleri.
8-VI.Bölüm: Sembolik Eylemler ve Atasözleri;1.Düşünce, 2.İletişim, 3.Rüyâlar.
9-VII.Bölüm:Kalıtım, Çevre ve Atasözleri.
10-VIII.Bölüm: Kişilik (Şahsiyet) ve Atasözleri: a)Kişilik ve Kişilik Tanımları, b)Kişilik ve karakter İlişkisi, c)Kişilik ve Kültür, ç) Farklı Kişilik, d)Kişilikte Uyum ve Benimseme, e)Kişilikte Duygular, f)Kişilikte Bozukluklar, g)Kişilikte Çatışmalar, h)Akıl, Akıllı ve Deli Kavramları, j)Kişiliğin Önemi ve Değerlendirilmesi.
11-IX.Bölüm:İnsan İlişkileri ve Atasözleri
12-X.Bölüm: Psikolojik Danışma ve Atasözleri
13-Bibliyografya. Her iki eserin de çok dikkatli okunması gerektiğine inanıyoruz.
İhsan Kurt'u bu iki eserinden ötürü kutluyorum

***

 

***

İHSAN KURT'TAN İKİ ESER:
(Yrd.Doç.Dr.Ali Yakıcı ve Dr.Hasan Avni Yüksel
İLESAM Sayı:45, Nisan-Haziran 1998)

İlesam üyesi, Selçuk Üniversitesi öğretim görevlisi eğitimci-yazar İhsan Kurt'un Birliğimize dört yeni eseri ulaştı: 1.Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım, 2.Bilim Tarihinde Keşiflerin İç Yüzü, 3.Kitapsızlık Hürriyeti, 4.Çamlığın Başında Tüten Tütün. Bültenimizin bu sayısında iki kitabı üzerinde durmak istiyoruz:
1.Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım: Birinci baskısı Kültür Bakanlığı tarafından 1991 yılında yapılan eserin genişletilmiş ikinci baskısı Mikro Yayınları tarafundan yapılmış. Akademik bir çalışmanın ürünü olan eser, sahasında ilklerden olmanın övüncüne sahip. Kitap, yazarın kendi ifadesiyle Türk atasözlerine psikolojik açıdan yaklaşmak, onları psikolojik kavram ve unsurların ışığında yorumlamak amacıyla ele alınmış.
2.Kitapsızlık Hürriyeti: Serhat Kültür Yayınları arasında çıkan bu kitap, İhsan Kurt'un 41 denemesinden oluşuyor. Yazıların bir kısmı değişik tarihlerde çeşitli dergilerde yayınlanmış.
Toplumumuzun içinde bulunduğu kültür buhranı, yozlaşma değişik açılardan ele alınmış. Bir bütüne farklı boyutlardan yaklaşılmış. Bunlar içinde ağırlığı toplumumuzun okumaya olan ilgisizliği ve bunun neticesinde de çekilen sıkıntılar teşkil ediyor. Akıcı ve sürükleyici bir üslûpla dile getirilen dertlerimiz.

***
ÇİLEDEKİ İNSAN NECİP FAZIL
(Dr.H.Avni Yüksel. İLESAM. Sayı:52, Ocak-Mart 2000)

İHSAN KURT, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevlisi ve İLESAM üyesi. Eğitim, kültür ve edebiyat sahasında yayınlanmış yirmiyr yakın eserin sahibi velûd bir eğitimci, yazar.
"ÇİLEDEKİ İNSAN NECİP FAZIL" onun ikinci baskısı yapılan eserlerinden biri. İlk baskısı 1987'de yapılmış. İkinci baskısı 2000 tarihli. Yeniden düzenlenmiş ve genişletilmiş, 176 sayfa.
Konular onbir ana başlık altında ele alınmış ve her konu sonuna "Kaynaklar" ilave edilmiş. (Çiledeki İnsan/ İnsan Ya da "Kendini Bulmaya Memur Yaratık"/ Ben/ Nefs/ Tefekkür ve Fikir Çilesi/ Akıl ve Bilgi/ Hürriyet/ Yalnızlık/ Dünya Görüşü ve Dünyaya Bakışı/ Cemiyet/ Çetin Geçit: Ölüm)
Kitap, Necip Fazıl üzerine yapılmış ciddî ve yorucu bir çalışmanın ürünü. "İnsan" ve Necip Fazıl ile ilgili konular derinlemesine ele alınıp büyük bir vukufiyetle işlenmiş.
ÇİLE, Necip Fazıl'ın sadece bir şiir kitabı değil, bir bakıma bütün eserlerinin özüdür. Bu bakımdan Sayın Kurt, Çiledeki insanı ortaya koyarken Necip Fazıl'ın bütün eserlerini de tezgahına sermiştir.
Bu değerli çalışmasından dolayı Sayın İhsan Kurt'u kutluyoruz.

**
YETİŞKİN EĞİTİMİ
(Dr.Hasan Avni Yüksel.Sayı:55, Ocak-Mart 2001)

Her şey gelişim ve değişim içinde.Alına eğitimle buna ayak uydurmak mümkün değil. Kendini yenilemeyen bir insanın her alanda geride kalması kaçınılmaz.
Başarılı ve daha verimli olmanın yolu gelişmelere, değişime, yeniliğe açık olmak ve bu yolda gayret göstermekle mümkündür.
Gelişmiş ülkeler ömür boyu süren eğitimin önemini bilip kendilerini ona göre hazırladıkları için her dem yeni, her dem ileridir. Halbuki insanın kendini yenilemesi gerektiğini Yunus Emre, yıllar öncesinden söylemiş; "Her dem yeni doğarız/ Bizden kim usanası" Söylemiş ama çoğu şeyde olduğu gibi bunu da kulak ardı etmişiz.
Bunca acıdan ve geri kalmışlıktan sonra nihayet meseleyi fark etmiş, geç te olsa önemini kavramışız da bu doğrultuda yeni yeni adımlar atmaya başlamışız.
Artık resmi ve özel kuruluşlar hizmetiçi eğitim kurslarına yöneliyorlar. Ancak yetişkin eğitimine yönelik ne ehliyetli kurumlarımız ne de yayınlarımız var.
Bu ihtiyacı duyan değerli eğitimci yazar İhsan Kurt'un hazırlamış olduğu "YETİŞKİN EĞİTİMİ" adlı eser bu açıdan önem arzediyor. Kitap sahasının ilklerinden olup büyük bir boşluğu doldurmaktadır.
Yazarın da belirttiği gibi eser, yetişkin eğitimine giriş niteliğindedir.
Kitap, muhteva itibariyle halk eğitimcileri ve yöneticilerine, öğretmen ve öğrencilere, doktor ve sağlık uzmanlarına, kurum yöneticileri ve her yaştaki yetişkine hitabetmektedir.
323 sayfadan oluşan bu güzel eser 10 ana bölümden oluşmakta olup her bölüm de kendi içinde alt başlıklara ayrılmaktadır.
Eserin birinci bölümünde yetişkin eğitimi kavramı, kapsadığı alan, amaç ve görevleri, ilke ve özellikleri ile bu eğitimi gerektiren sebepler üzerinde duruluyor.
İkinci bölümde yetişkin eğitiminin tarihi gelişimi, dünyada ve Türkiye'de yetişkin eğitimi, üçüncü bölümde yetişkin eğitimi ve psikolojisi, dördüncü bölümde yetişkinlerde öğrenme ve öğretme, beşinci bölümde yetişkin eğitiminde iletişim ve rehberlik, altıncı bölümde yetişkin eğitiminde kullanılan yöntem ve teknikleri, yedinci bölümde yetişkin eğitimi programalrı, sekizinci bölümde yetişkin eğitiminde nitelikli personel, dokuuzuncu bölümde yetişkin eğitiminde araç ve gereçler işlenmekte, onuncu bölümde ise problemler ve öneriler üzerinde durulmaktadır.
Eserin sonunda yer alan muhtevalı "Kaynaklar" listesi, bu konuda çalışmak isteyenlere iyi bir rehberdir.

***
PSİKOLOJİDEN KÜLTÜRE
(Dr.Hasan Avni Yüksel. İLESAM. Sayı:55, Ocak-Mart2001)

İLESAM üyesi değerli eğitimci-yazar İhsan Kurt'un 2000 yılı içinde okuyucuya sunduğu eserlerden biri de "PSİKOLOJİDEN KÜLTÜRE" adını taşıyor.
Eserde birkaçı değişik dergilerde yayımlanmış 22 yazı yer alıyor.
Sayın İhsan Kurt, yazılarında değişik konuları, problemleri masaya yatırmakta ve öneriler sunmaktadır. Bu konuların her biri bir kitap hacmindedir.
Meselelere daha çok psikolojik açıdan yaklaşan yazarın konulara hakimiyeti, bilgi ve kültür birikimi hemen dikkati çekiyor.
Yazıların ağırlığını eğitim, psikoloji ve edebiyat konuları oluşturduğundan yazar, kitabına "PSİKOLOJİDEN KÜLTÜRE" adını vermeyi uygun görmüş. Eserde yer alan yazılardan bazılarının başlıkları şöyle:
1.Psikolojik yaklaşımlarda kültürlerin önemi
2.Bilgi, Bilim ve zihniyetler
3.Öğrenme-Öğretme ve Atasözleri
4.Öğretmenlik Mesleği ve Tesirleri Üzerine
5.Rehberlik, Eğitim ve Kültür Anlayışları Üzerine
6.Özürlülere Krşı Tutumlar ve Özel Eğitimin Kapsadığı Alan
7.Edebiyat Psikolojisi İhtiyacı
8.Mehmet Akif ve Eğitim
9.Gençlere Rehberlik Yapmak Açısından Sıra Üstü Yazılarının Psikolojik Analizi