ÖNSÖZ YERİNE
Sosyal ilimlerin yanısıra müspet ilimlerde bile öğ-renmenin kalıcılığını sağlamak için hikaye etme metodunun uygulanması büyük oranda başarılı olmuştur. Bunun için olsa gerek, ilim tarihi âlimlerin hayatlarını ve bazı keşifleri mantığa hitap eder şekilde hikayeleştirmiş ve yeri geldikçe bunları tekrar etmiştir.
İslâm Türk medeniyetinde, takip edilen eğitim-öğretim metotları içerisinde bazı konuların daha anlaşılır hale getirilmesi, zihinlerde yer etmesi bakımından mesele-lerin küçük hikayeler halinde anlatılması yolunun seçildiği görülmektedir. Hattâ KUR'AN, bazı meselelerin daha iyi anlaşılması, gerçek manâda kavranması için insanlara "kıs-salar" denilen hikayeleri anlatmış, bunlardan ders alınması-nı, ibret alınmasını buyurmuştur.
İlk rasathane, ilk hasta hane gibi, ilk üniversite örne-ğini de dünyaya hediye eden İslâm Türk kültürü, içerisinde eğitim-öğretim metotları bakımından da -zamanına göre- orijinal uygulamalar getirmiştir.
Yeri bu yazı olmadığı için sıralayamadığım birçok eğitim-öğretim metodunun yanında, hikaye etme metodu da aynı medeniyet dairesi içinde uygulama alanı bulmuştur. Konuların anlaşılmasının yanısıra, özellikle kalıcılığında ve unutulmamasında -zamanında kayıt yapan, görüntü veren teknoloji aletleri olmadığı için- büyük rolü olan hikaye etme metodu zamanla geri plâna itilir olmuştur. Fakat bu usûlden, daha sonraları hayran olduğumuz Batı, çok iyi yararlanmıştır. Yirminci yüzyılın başlarında bu metodu kendi yararına kullanan Batı, zamanımızda da bu ısrarını sürdürmektedir. Özellikle fen bilimleri, teknolojideki
|
|
yenilik ve gelişmelerin başka milletlerin gençliği üzerinde tesir ve hayranlık bırakmasını sağlamak için bu metoda başvurmaktadır.
Vereceğim örneklerden konunun önemi daha iyi anla-şılacaktır sanıyorum. Çoğumuzun duyduğunu ve bildiğini zannettiğim bazı hikayeler vardır. İlim ve fen adına, kendi kültürlerinin izler bırakması adına, bu hikayeleri Batı gayet akıllıca uydurmuş veya abartmalı bir şekile sokmuştur.
Bugün artık " Yer çekimi kanunu " deyince, "daldan düşen elma" hikayesini; "suyun kaldırma kuvveti " deyince, Arşimet'in hamamdan "buldum, buldum " diye çırılçıplak çıktığını; bir heykeltraşın yaptığı heykele "hadi canlan "di-ye çekicini fırlatışını çoğumuz hatırlayabiliriz.
Basit gibi görünen hikaye etme metodunu önce hor gördüğümüzden, daha sonra bunu zamanın gelişmelerine istenilen şekilde pek uyguladığımız söylenemez. Biz kendi alimlerimizin, sanatkarlarımızın hayatlarına, keşif ve eser-lerine yeterince eğilmediğimizden, bunların mevcut olan gerçek hikayelerini de aktarmamışız.. Bilinenler ve hikaye edilenler de; kültür ve medeniyetimizi tanımama, o kadar gürültülerden sonra kendimize yönelme cesaretini bulama-ma ve hazırlop fikirlere kurban edilerek, unutulma ihaneti-ne uğratılmıştır. Yoksa bizde, bizi bize ve başkalarına daha iyi tanıtacak daha mükemmel hikayeler mevcuttur.
Daha önceleri Bilim Tarihinde Keşiflerin İç Yüzü (Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990) adındaki kitabımda bilim tarihinde asıl gerçeklerden bazılarını işaret etmeye ça-lışmıştım. Çocuklarımızın, gençlerimizin ve hattâ eğitimci-lerimizin de faydalanabileceği bu kitapçıkta da hikayeler-den bazılarını bulacaksınız.
İhsan Kurt
|