Duyurular-Etkinlikler


Asil Yayın Dağıtım
Ankara-2008

Sevdanın Mektebi
Türküler Üzerine Denemeler

Türküler sevdanın mektebidir. Bu yüzden hep sevdalar ya türkü olmuş ya da türküler sevdaları terbiye eden bir okul olmuştur.

Her türkünün görünen, ifade edilen, hemen anlaşılabilen bir dünyası olduğu gibi, bir de manevî dünyası vardır. Bu dünyayı ancak onu hissetmek, duymak isteyenler duyabileceği gibi, bir bağlamanın tellerine dokunan elin yüreği de duyurabilir. Tıpkı Mevlâna'nın "ney"in ayrılıklarından şikâyet etmekte olduğunu ifade etmesi gibi... Yahut sevdanın mektebine kayıt olanlar bu zengin dünyaya nüfuz edebilirler.

Muhammed İkbal; "gülistanın anlamını düşün, bahar yeli gibi gülleri okşayıp geçme" der. Bizim türkülerimizin çoğu birer gül ve bunların toplandığı yer birer gülistana benzer. Nasıl ki her bir gülü koklayıp geçmek olmaz ise, türkülerin de her birini hemencecik dinleyip geçmek olmaz. Bu türküleri dinlemek, sözleri üzerinde durmak, her bir sözünden bir anlam çıkarmak ihtiyacını hissetmemek mümkün mü?

Türküler, bozulmayan türkülerimiz insanlara bazen mutluluğun hazzını tatlı bir hülya olarak altın tabakta sunar. Giderek makineleşen insan ilişkileri, giderek metalleşen insan sesleri hülyalardan habersiz, ya da "hülyalar"ı kovan müzik müsveddeleri türkülerdeki bu zenginliği nereden bilecek? Yahya Kemal'in "Hülyası kalmayınca hayatın ne zevki var" dediği gibi; temiz hülyaları kirletip süflî istekleri çağrıştıran gürültülü seslerin türkülerin yerini tutması mümkün olabilir mi?

Yine İkbal, bu konuda da şöyle der; "Yalnızca annesini tanıyan ve onu dinleyen çocuk, her şeye yabancıdır. Yalnızca ağlar, süt emer ve yatar. İşte o, bu üç şeyle sarhoştur. Kulağı, nameli sesleri anlayamaz, onun hoşlandığı artarda gelen gürültülerdir". O halde yeni yetişen nesli müzik zevki konusunda kınamak yerine, onlara iyi örneklerin sunulması gerekmez mi? Bizim sazımız ile bizim sözümüzü işleyecek, sunacak sanatkârlara ve bunları yayacak yayın organlarına ne kadar da ihtiyaç var.

Bu kitapçık uzun yıllara yayılan zaman içerisinde aralıklarla yazılmıştır. Kitabın birinci bölümü, türkülere var olan sevgileri daha da artırmak, türkülere dikkat çekmek amacı ile deneme-inceleme arası yazılardan oluşmuştur. İkinci bölümünde ise türkülerde mahsur kalan duygular şiirlerle ifade edilmeye çalışılmıştır.  Bu yazılardan bazıları bir kısım yayın organlarında daha önce yayınlanmıştır.

Sözün kısası; kulağın hassasiyeti, dimağın sağlamlığı, yüreklerin yansıması, düşünceye yaslanan duyguların dili ile türküleri "türkü türkü" hissetmenin heyecanını paylaşmak istediğim için bu kitapçık ortaya çıkmıştır. Eğer hüznünüzden, kederinizden, sevginizden, yerginizden, övgünüzden kıvılcımlar kalemime kadar uzanırsa başka türküler üzerine yazılacak yazılarla bu kitap daha da geliştirilebilir. İnsaflı eleştiriler kadar zenginleştiren önerilerden de yararlanılmaya çalışılacaktır.

Türküler kadar sevdanız, türküler kadar engin yüreğiniz, türküler kadar hassasiyetiniz yazarı yüreklendirecek ve mutlu kılacaktır.

Sevdanın mektebinde okumaya ne dersiniz? Cevabınız “evet” ise, buyurunuz o zaman!

 

 

 

 



 

 

 

 

İhsan Kurt 2005 - 2007