Duyurular-Etkinlikler

Bir Yüreğin Türküleri - I
Görmek istediğiniz bölümü (şiiri) seçiniz    

TÜRKÜLERLE SELAMLAR OLSUN

Üçlerimizle, yedimiz, kırkımız
Türkü çığrır, türkü söyler Türkümüz
Budur bizim başkasından farkımız
Sazım türkülerle selamlar olsun !

Türkülerimizde duyduk gurbeti
Türkülerimizle bildik hasreti
Halkımızın dili, gönül serveti
Tezim türkülerle selamlar olsun !

Sevdaları göğerten de türküler
Sarmalayıp büyüten de türküler
Gülen türküler, ağlayan türküler
Sözüm türkülerle selamlar olsun !

Kahramanlardan ses, yiğitçe eda
Ferhat'ın külüngü, Mecnunca sevda
Neşeli konuşma, hüzünlü veda
Bizim türkülerle selamlar olsun !

Yanan türküler, yakılan türküler
Gözümüz gibi bakılan türküler
Gönül dalına takılan türküler
Gözüm türkülerle selamlar olsun !

Selamda dostluk var, selamda barış
Kini bırak selamlaşmakla yarış
Türkümüzle selam gönülden sarış
Özüm türkülerle selamlar olsun !

(1995)

BOZOK TÜRKÜLERİ

Acı çekenler, yüreği bütünler
Çamlığın başında tüten tütünler,
Bozok türkülerinde dile gelir
Bu türkülerde Bozok insanı;
Acıyı tanır, sevdayı tanır, mertliği bilir.

Ah, türküler, bu türküler
Sılanın sesi, sevdanın zaferi
Iğıl ığıl Bozok türküleri.

Yürek dolu, hasret dolu,
Tutuşan gönüllerin odudur türküler
Sevgiye soylu, gamlar yolu
Sılaya hasretin yadıdır türküler,
Ezginin gurbetçiye imdadıdır türküler.

Ah, türküler, bu türküler
Dizlerin dermanı, yüreğin feri
Yankılanan Bozok türküleri.

"Sarı çiğdem mor menekşe zamanı",
Bir ses yankılansa uzaklardan
Hatıraları çağırır, onsekizimi duyarım
Haber edilirim bütün tuzaklardan,
Duyguların sarhoşluğuna doyarım.

Ah, türküler, bu türküler
Hasretin gücü, gözlerin teri
Yankılanan Bozok türküleri.

"Yaz gelince çayır çimen uyanır",
Gönüllerce uzanan Bozok Yaylasında
Çamlığa giderken umutlar,
Beden gurbette kalır
Bu türkülerin havasında.

Ah, türküler, bu türküler
Çamlıktadır türkünün yeri,
Duman duman Bozok türküleri.

"Kaldır dağlar başındaki dumanı",
Dinle "Sürmeli"yi, duy amanı
Garip bir köşede duyarsan eğer,
Dolar dolar, caşadan boşalır yüreğin
"Canan eli"ne yollarsın fermanı.

Ah, türküler, bu türküler
Gurbetin sılaya seferi
Dinlediğim Bozok türküleri.

"Dağlar seni delik delik delerim",
Ala çamları bu türkülerde severim,
Bu türkülerde serin poyrazı duyarım
Her gönüle bir sultan toy verir,
Benim sultanım, "Sultan Akdağ" derim.

Ah, türküler, bu türküler
Sıkıntının ferahlığa seferi,
Efil efil Bozok türküleri.

(1991)


 

YİNE O BOZOK TÜRKÜLERİ

Bir alaca karanlıkta düşersen yollara
Sesi duyulur bozkırların
Kekik kokularında hayâli çağırır
Yeni günlere yürüyen insanların.

Yeni günlere yürüyen insanların
Ezgili hitabıdır türküler
Eski sevdaların saflığından koparılır
Bozkırın hürlüğünde yankılanır.

Sevdalardır yürüyen delişmen gönüllere
Duyulan huzura bahşedilen bahardır
Bir bozkır nakaratı dolanır dillere
Nakaratta hayatın toplamı vardır.

Alıp götürür, götürür alıp
Ya da bırakır seni senle
Duyguları zemzem duruluğuna salıp
Irgala, ırgala nağmenle.
(1991)


TÜRKÜLER VURGUNUYUM

Seferberlik hikayeleri gibi,
İlk sevda türkülerini de ninemden duydum
Yemen'e gidenlerin gelemeyeceğini de..
Bataryalı radyolardan dinledim,
Türkü gibi sevdaları, sevda gibi türküleri.
Coşkun sevdaların yalnız durgunuyum
Sevda gibi türkülerin vurgunuyum.

Boztepeden yankılanan yanık çoban sesleri
Türkülerle ses verdi tarlalara, tepelere
Kocabayırda uzayan kaval nağmeleri
Alıp götürdü fidan duygularımı ,
Çocuksu sevdalara, hep bir yerlere
Coşkun sevdaların yalnız durgunuyum
Sevda gibi türkülerin vurgunuyum.

Nida Tüfekçi'nin "Cemalim"i söyleten bağlamasında
Alkanlar içinde kaldı duygularım
Ezgiler beni çağırdı, ben yürüdüm türkülere
Türkülerle kavrulur, türkülerle yanarım.
Ne "mahur beste"ye küs, ne şarkılar dargınıyım
Kara sevdalar değil, türküler vurgunuyum.

Geçer yıllar, ömürdendir geçen yıllar
Türkülerin dallarına takılır hatıralar
Türküler bize çağırır tâ uzaklardan.
"Dünya yalan, ayrılık var, ölüm var"
Yüce dağdan aşmış yol yorgunuyum
Kara sevdalar değil, türküler vurgunuyum.

Ey kaşları kara, gözleri ela,
Sen saldın beni haldan hallara
Şarkılar kalsın bir başka bahara
Fırtınası dinmiş sular durgunuyum
Şarkılar değil, türküler vurgunuyum

"Hastane önünde incir ağacı"
Gönüllerde yankılanır acı acı
Sen gençliğine, ben sana duacı
Acıları kimlik yapmışların durgunuyum
Yüreklere kor koyan türküler vurgunuyum

 

BİN PARÇADAN BİR PARÇA

Mazi ömürden uzun, ömür kısa maziden
Kaçmak ister kişi, yaşanılmış gerçeklerden

Yaşanırken, yaşantıya çekilmişse kara
Maziyi düşünüp dalmamalı ufuklara

Her adım mazide kalır, sonraki adımda
Yakın maziyi değer bulmalısın yâdında

Bir hicaz bestede gönlün açılır bakarsın
Nefsini sıkı tut, günler isteğince aksın

Gün doğar ilahi bıçakta insan kesilir
İhsan'ın derdini bir kendi, bir Allah bilir.

(Haziran, 1976)

YALNIZ ÇAĞ

Küfür yumakları yüklü iken ensesinde
Bir neşeli kahkaha insanlığın sesinde
Gülleri unutmuş, çarklar kokar nefesinde
Caz mı çalınır tam ortasında yasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?

Susanlar hatada, konuşanın dili uzun
Süflilikler dolaşır içinde çağdaş tozun
Sunulan tezler çürük, beyni yok antitezin
Üste çıkılsa da üstün altındasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?

Dönen dolaplar eksi beyinlerin eseri
Kafalardaki maytap beyinlerden serseri
Şimdi sürünmenin mantığıdır alınteri
Haksızlıkta da tarafsız kalmaktasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?

Parya düşüncelerden fikirler beklenmekte
Kul hakkı aşırandan zikirler beklenmekte
Kanını emmek için fakirler beklenmekte
Makamlar esiri olmuş, o şûh sesin
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?

Görki riyâ ilim olmuş "arriyzim" adıyla
Yaşamak kolaylaştı "çifte standart" tadıyla
Mazlumlar suçlandı çıkardığı feryadıyla
"Bananecilik"le vebal almaktasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?

En lüks sofralarda insan etleri yenmekte
Yine de yamyamlıklara çağ dışı denmekte
Mideler iştahla açık, dişler bilenmekte
Bırak iltifatlar salonlarda kalsın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?

Mutluluklar parklarda hazânı yaşamakta
Ay bulutta, güneş doğduğuna şaşırmakta
Nefsler tetiklerde değil, tetikler parmakta
Artık çiçekler asitle sulanmasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?


Çirkinlikler önde güzellikle yarışmakta
Bu çağda kavramlar birbirine karışmakta
Suçlu iğne deliğinden bile sıvışmakta
Zihniyet "bana yok" onda da olmasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?

Nasıl bir gariplik köşe başlarında ağlar
Balıkçılar oturmuş karada balık avlar
Burada tümsekler çukur, çukur olmuş dağlar
Çoğunluk hayranı bu çağdaş kafesin
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?
(1991)

PLANLI ŞİİR

Bu kalemlerin elleri
Arayış hengamesinde
Gözlere sunulur ifrit gülleri
Çarşıların ensesinde.

Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler

Sokağa uzanan ayak
Günaha yeni dayanak
Nefse hücum eder,
Çıplağı, giyinmişi
Kimi çağdaş nevrotik,
Kimi çağiçi paranoyak.

Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler

Havadisler şehvetleri emzirmekte
Ekranların aynasında
Endamlar davetkâr
Bakışlar şeytandan
Sevdalar hilekâr.

Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler.

Sabrın iskeleti kalmış
Gözlerdeki mıknatısta
Şeytan güle dadanmış
Bülbül gülün yasında.

Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler
(Ağustos, 1984)

BULUNMAMIŞ SEVGİLİ

Bulunmamış sevgiliyi aradım
Hep hasreti yaşadı damarlarımdaki kan
Hasreti sardı duygularımdaki volkan
Çocukluk sevgilerinde kaldım
Çocukluğumdakileri bulamadım.

Bulunmamış sevgiliyi aradım
Çırağım dedim,
Ustamı bulamadım
Kızgın çekiçler indi yüreğime
Yüreğimi çeviremediler demire.

Bulunmamış sevgiliyi aradım
Bir seccadenin motiflerinden geçip
Bin gözle baktım
Bir yürekte bin yürek
Bire binleri yaktım.

Bulunmamış sevgiliyi aradım
Umudun içinde hissederek
Umut gibi yakın sandım
Ellerimi uzattım, ellerimi uzattım
Yakınlara da kavuşamadım.
(Temmuz, 1991)

GEÇ KALIŞ


Maziyi anmakta geç kalmışsın
Geç kalmakla aldanmışsın
Yeni baştan dönsen delişmen çağına
Dönecek güçte kalmamışsın.

(Aralık, 1992)


YA DA ÜÇ ADIM KALA

Düşlerimi böldü bir zaman dilimi
Gerçekte düşlerimi gördüm
Alıp götürdü onsekizlere
Yine o püfür püfür kavak yelleri
Ya da üç adım kala..

Ayazda güneşi devşirmek
Toz-pembe bulutları toplamak
Bu çağın işimi ki
Çağırmayın beni,
Seslenmeyin gözlerime
Ya da üç adım kala.

Biz baharda hazanı yaşadık
Hakkımız mı hazanda bahar
Hep bazende kaldık,
Bekledik güneşi yutan tepeler gerisinde
Kamaştırmayın gözlerimi
Ya da üç adım kala.

Yapın görevinizi aynalar
Yansıtın ikazlarınızı
Güneşten ışık çalmak kimin haddine
Kimin umurunda senin parçalanman,
Kırık dökük
Ya da üç adım kala.

(Aralık, 1992)


İHTİYACIMIZ VAR

Pembe umut salkım saçak ufukta
Mavi gülde terleyen acımız var.
Bizi zamanın vuslatı yakmakta
Tevhidin tebliğine sancımız var.

Yazan neyi yazar, neden ne için?
Şiir şaire, şair nefse perçin
Hamlığımız pişmek bilmez ateşte
Nefreti tökezleten gücümüz var.

Sevdalar mı eşitlendi hasetle
San'atları satan tefecimiz var.
Riyânın hamallığını aştık da
Beyin peteğinde küfecimiz var.

Gururlarda kaybettik kendimizi
İmzalarda kabarttık nefsimizi
Kalemle oynamayı sanat sandık
BİR sanatçıya ihtiyacımız var.

(Ağustos,1984)

GECENİN KOYNUNDA


Hayâl âleminde koyu gölgeler
Bütün kulaklara Aydan ses uzar
Göz akında masallardaki cinler
Beyinlerde canlanan devler azar.

Çelimsiz ürperti büyür de büyür
İlkçağ müziği kurbağa sesleri
Gün uyur, Aydede neler düşünür
Sallar insanı gece nefesleri

(Haziran, 1974)

  BİR DİYARDA

Gürültülerin maskesinde
Parazitlerin tiz sesi
Karanlığın çukurunda
Aydınlığın elbisesi

Gündüzün damarlarında gece seğirmekte.

Denklemler bilinmeze gebe
Vahdetin ak aynasında
Gözlerde yok oldu tövbe
Çengeller kafatasında

Behimî arzular insanları çağırmakta.

Gönülde yâr başka diyar
Aynada başka görüntü
Dile uzanan bıçak var
Diller bıçaklara örtü

Beyinlerin kalemleri günah doğurmakta.

(Ağustos, 1984)

DÖRTLÜK

Avuçlarıma koy bakışlarını
El açıp avuçlarıma bakayım
Avuçlarımı Allah'a kaldırıp
Bakışlarınla birlik yakarayım.

(Nisan, 1976)



TUTSAK MAVİ

Ben ellerimi kestim maviye
Duygular ısmarladım dünyalara göre
Doğruluk adına yuttum dilimi
Gözlerime karanlık doğmasın diye
Kaybettim kesilen ellerimi.

Yine kutupları eritemedi doğan güneş
Yine yollar uçurumla kapandı
Mavi tutsak, mavi kayıp
Küf bağlamış dört bir yanı

Bakışlar karıştı gözlerime
Bulutlu, yağmurlu, sisli
Dört çapraz ilmik atıldı ufkuma
Ve bir es..

Hep yarım kaldı dolunay
Kardan adamlar yumruk sıktı varlığımıza
Dört yol ortasında çaresiz kalanlar,
Ismarlama adamlar,
Kurşun sıktılar sağlığımıza

Maviye tükettim ömrümü
Ömrüm bitti, mavi bitmeyecek.

(Kasım, 1976)


ALDATILMIŞLIĞI YENDİK

Buz dağlarında damlalar çile oldu,
Issızlık kervanı uzaktı kalabalıktan
Yürü yürü...Ne bitmeyen yoldu,
Kılavuzluk istedik çöldeki balıktan.

Bilinmez bir iklimin kucağına atıldık,
Buz dağlarında sevdalarla ısındık,
Çilelere bir isim için katlandık
Ateş bizde kaldı, biz ateşle ıslandık.

Gönlümüze dizildiler mayın tarlaları,
Onları gönül gözleri ile patlattık
Nefisle genişleyen perişan yaylaları,
Aranan mürşidin yolu ile atlattık.

(1988)


ŞAŞIYORUM

Dalgaların ortasında med-ceziri yaşıyorum
Secdeye yükselmeyen akıl nasıl yükselir şaşıyorum

Bir yılan ezilse bir tankın paletlerinde
Ayaklarım bağlansa da ızdırapla koşuyorum


(Mayıs 1989)

BU ZAMANDA

Baykuşlarda haber, asil fikir ülkesinden
Kabuğu yaramayan öz, çürüsün nefesinden

Sodom ve Gomore bu çağa da tanık
Ruhlar kurtulamıyor çağdaşlık kafesinden.

(Mayıs 1989)

HALÂ

Bil ki
Gülen gözlerin usaresi
Tevhidin maverasında açmamakta
Hürriyetin mecrasında
Sular yokuşa akmakta.

Fikirlerin büyümesi
İthal sularına bakmakta
Düşüncenin gözleri
At gözlüğü takmakta

(1985)

KITA

O, herkesin peşinde koştuğu bahtiyarlık
Benim gözümde değerini yitirmiş varlık.

(1985)

ASIL GAYE

Ne gülün oyunları için yaratılmışım
Ne de yüreğimi bakışlarla çizmek için
Vuslata koşup kabre konacak bedenimi
Kabrin sorularına göre yontmaktır derdim.

Asıl sanat bu, ruhun mimarı olmak gerçek
Oyalanmak, tereddüt, oyunda deli fişek
Öyle ulvî gayeye yöneldi ki arzum
Bedenimin kefenini ellerim biçecek

(1985)

SORULAR

Sevdayı sahrayı neyleyim
Bir nefeste çekilen umman kurur
Denizler deryalar yıkayamaz
Beni içimdeki çöller vurur.

Arayış mı bilmem, koşuş mu
Yoksa ayrılık, ya da kavuşuş mu
Mürşid-i kamil mi, keşiş mi
Sorularla beyin frenleri durur.

(9.4.1995)

KENDİNE KOŞMAK

Ufuklarım dağları düz eyler
Yüreğim buzları köz eyler
Bir kelime ki, binlerce söz eyler
Kendine koşmak herhalde budur.

Kitaplarla kaçış olmuyor
Bir kanatla uçuş olmuyor
Bakar gözle seçiş olmuyor
Galiba bakarkörlük budur.

Yalnızlığı duymuyor, yaşıyorum
Kalabalıklardan olmadığıma şaşıyorum
Düşüncelerde tökezliyor, düşüyorum
Bu aklın sınırı değil de nedir?

(1995)

İNSANLIĞIN AKIŞI

İnsanlar köşe başlarında bekçi
İnsanlık terk etmede dünyayı
Gezen cesetler üzerinde tedirgin gözler
Tedirgin gözlerde mevsimin on üçüncü ayı

Hevesler kahrolmakta...

Gurub ve tan utanmakta
Karanlıklar.. Karanlıklar..
Gözler karanlığa alışmakta
Çatlamakta karanlık işlerden
Karanlığın gözleri..

Binalar çatırdamakta..

Zifte karıştırılan irin
Kabulleniliyor sevgi yerine
Modern köşebaşlarında ağlar
Ve oltalarda yem
Karada balık avlarlar.

Ummanlar kurumakta.

Maddeye esir olan göz
Vahdeti çoklukta göremez

Arzularda güneş balçıkla sıvanmakta.

(Kasım,1976)


KUŞATMALAR EMRİNİ GÖRELİM ARTIK !

Tarih tekerrür ediyor, kalkın ve uyanın
Dili olsa idi konuşacaktı kayanın
Zamanımızı bile parselleyip soyanın
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Yanlış değilse eğer bütün duyduklarımız
Diklenmeye başladı adam saydıklarımız
Hain oldular dost yerine koyduklarımız
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Delâlet ve gaflet hıyanete yol açıyor
Baskılarla mecburiler kime kol açıyor
Şehitlikde diken, Kuzeylerde gül açıyor
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Yine belirli yerden düğmelere basıldı
Bunlar önceleri dinlediğimiz fasıldı
Bu çağın diktatörleri suçüstü basıldı
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Kaleler yok ama tersanelere girildi
Beyin işgaline dersanelere girildi
Süflilik saçmaya süshanelere girildi
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Tarihten ders almazsan ders verirler adama
Bindiğin dallara dikkat et sakın budama
Kapıları açarsam girmezler mi odama
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Topraklar altında rahatsız oldu ecdadım
Hain çizmeliler üzerinde adım adım
Ben bu açık işgallere isim bulamadım
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Daha dün dü, hani bir koyup üç alacaktık
Millet olarak mutlu, müreffeh olacaktık
Oysa kimler yitirmişti de biz bulacaktık
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Verilen haberlerde kuşatma kokusu var
Yeni devlet tezgâhı, hainlik dokusu var
Dabulyulu Sam Amca'nın hokus-pokusu var
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Muhtaç olunan kudret şimdi nerede kaldı
Sam'dan onay alamayanlar geride kaldı
Umut ışıkları doğmadan yarıda kaldı
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Beyler yazık etmeyin millete, bu vatana
Kanmayın hürriyetimize zillet katana
Dikkat et "Haçlı Seferleri"ni başlatana
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

Milletin bu ortak sesine kulak verelim
Anasız babasız kalanları da görelim
Yeni yara açmayıp eskileri saralım
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık

(24 Şubat 2003)

 

 

ÖĞRENCİLERİME

Her biri bir hatıra bende
Anladım vedalaşırkene
En saf hissi duygular
Yaşamayı öğretti çocuklar

Toz-pembe hayatlarından
Azar azar topladım
Hayatıma bir yön verip
Yaşantıma iksir kattım.

Hayat benimle oynardı ezelden
Günler zulümdü bana
Ağlamayı,gülmeyi öğrendim
Günlerle oynamayı,
Hayatı yenmeyi öğrendim.

Bir şifa idi onlar, bir şifa!
Vefanın kendisi onlardaydı
Yumrukları kadar kalplerinde
En geniş sevgi yatmaktaydı.
(Haziran, 1974)

ÖZLEDİM SİZLERİ ÇOCUKLAR

1.
Çanta taşır,
Odun taşırdı elleriniz.
Çamurlu yollardan yürür,
Koşarak gelirdiniz.

Yeri gelir soba yakar
Yeri gelir tahtaya kalkardınız.
San ki tebeşirle kavga eder,
Beyazlanırdı;
Elleriniz...yüzleriniz...

Özledim sizleri çocuklar,
Kulaklarımda sesiniz.
"Öğretmenim"le kalkan parmaklar
Ah, yaramaz, yaramazlıklar...
Hele yok mu,
Gözünüz, gözleriniz...

2.
Sizler,
Sevdaları yeşerten tohumlar,
Yurt köşelerinde günlük güneşlik.
Büyükleri düşündüren insanlar
Sizlerde kaldı
Dostluk, vefa, kardeşlik.

Köprüsüz sulardan gelirdiniz okula,
Çamurlu sokaklara bata-çıka
Sizler savaşçısınız yorulmayan
En büyük feidaisiniz
Aranmayan, sorulmayan.

Ey benim bozulmayan mayam,
Şekillenmemiş hamurum,
Seni şekillendireceklere hassasiyetim
Sana uzanan el kimliksizse,
Sanırım yanarım, mahvolurum.
(Aralık, 1991)


LOKUM SANDIĞINDANDI ÇANTAM

Beşinde ayrıldım anamdan
Gurbetim oldu ilkokul yılları
Garip, mahsun, çekingen bir zamanda
Sıcaklığına girdim alfabemin
Beni kitaplara götürdü
Köy odalarının dilleri

Okul yollarındaki çamurlar
Lastik çizmelerimi aşardı
Dar sokaklardı, dambaşılarıydı yollar
Yüreğim kadar avucumda beyazdı karlar
Henüz umutlara grilik katılmamıştı.

Buğulanan mercimekli pilav
Mangalda gevretilmiş yufkayla kahvaltımdı
Araya anamın hasreti girmese
Bu benim sultanlık yanımdı.

Ya Rabbi şükür'le kapardım çantamı
Çantam benim hazinem, dünyamdı benim
Ona sarıldımmı büyürdüm
Büyük büyük adımlarla yürürdüm.

Lokum sandığındandı çantam !
İçinde kitaplarım, rengârenk kalemlerim
Heyecanla kapağını açtığımda,
Mutluluklar âlemine giderdim

(Aralık, 1990)


 

 

FEDAKÂR ÖĞRETMEN

Sabrın âbidesi, çilenin yoldaşı
Âtinin mayası, mazinin sırdaşı
Cehaletin düşmanı, ilmin adaşı
Fedakâr, cefakâr, vefakâr öğretmen.

Sen sensen, senden doğar ruhlara güneş
Sen sen değilsen, bütün yer olur ateş
Sevginin, sulhün elinden tutan kardeş
Fedakâr, cefakâr, vefakâr öğretmen.

Tomurcuklara sevgi gerek gül açsın
Yeni nesile ilgi gerek dil açsın
Taze köklere su ver, dallar al açsın
Fedakâr, cefakâr, vefakâr öğretmen.

Cahil karanlık, bin inkar sana karşı
Sana inat ızdırapların yarışı
Sanki bir tel örgü dertlerin sarışı
Fedakâr, cefakâr, vefakâr öğretmen.

Bir gün değil, binlerce gün senin olsun
İlmi ve imanı yayan elin olsun
Bizi bizlere tanıtan dilin olsun
Fedakâr, cefakâr, vefakâr öğretmen.

Bir meslek aşkıdır yüreğinde yanan
Senin damarlarında yükseltecek kan
Tarihime ışık, milletime derman
Fedakâr, cefakâr, vefakâr öğretmen.

(Aralık, 1987)

ÖĞRETMENİN SEVDASI

Bir derya gönül, bir ateşli yürek
Güller dermek öğretmenin sevdası
Kimsenin çekmediğini çekerek
Zoru yenmek öğretmenen sevdası

Sanatı sevdirmek, "Ikra"yı vermek
Işığı yayıp, karanlığı yenmek
İlmi fetheden küheylana binmek
Menzile sürmek. öğretmenin sevdası.

Tapduk'la erildi aşkın sırrına
Akşemsettin, Fatih verdi yarına
Farabi oturdu ilmin yerine
Aydınlatmak öğretmenin sevdası.

Okullar, kitaplar ve de çocuklar
Onun biricik dünyası olurlar
Durulur hatıralar, geçer yıllar
Bir iz olmak öğretmenin sevdası.

Fikirleri bayrak, hayatı bayrak
Bütün yurt sathında dalgalanarak
Gösterir insanlığa yüksek ahlâk
Yüceltmektir öğretmenin sevdası.

Bu gönül bir pınar durmak bilmiyor
Yüce değerlere kanmak bilmiyor
Hep veren eldir o, almak bilmiyor
Cömertliktir öğretmenin sevdası.

(Aralık, 1987)

MEÇHUL ÖĞRETMEN

Selam olsun,
Karanlığın ve cehlin güneşlerine
Selam olsun,
Erdemin ve bilginin eşlerine

Onlar ki
Kişiliğe hürlük bağışlayan.
Onlar ki.
Karşılıksız alkışlayan.

Alınlarında bilgiden meşaleler,
Karanlığın gözbebeğine yürürler
Gönüllerde mükâfaat alanlar,
Azmin ve iradenin timsali onlar.

Çıktılar yola, yolları belli
Hedef güllük gülüstanlık değil;
Yollar, sarp kayalıklar,
Yollar dikenli
Gönüllerinde bilginin çağlayan seli,
Izdıraplarla sarhoş olur
Odur karşılıksız seven,
Adı, değilmi ki
Meçhul Öğretmen.

Selam olsun,
Karanlığın ve cehlin güneşlerine
Selam olsun,
Erdemin ve bilginin eşlerine.

Onlar ki
Kişiliğe hürlük bağışlayan
Onlar ki
Karşılıksız alkışlayan.

(1987)

 
İhsan Kurt 2005 - 2007