BİN PARÇADAN BİR PARÇA
Mazi ömürden uzun, ömür kısa maziden
Kaçmak ister kişi, yaşanılmış gerçeklerden
Yaşanırken, yaşantıya çekilmişse kara
Maziyi düşünüp dalmamalı ufuklara
Her adım mazide kalır, sonraki adımda
Yakın maziyi değer bulmalısın yâdında
Bir hicaz bestede gönlün açılır bakarsın
Nefsini sıkı tut, günler isteğince aksın
Gün doğar ilahi bıçakta insan kesilir
İhsan'ın derdini bir kendi, bir Allah bilir.
(Haziran, 1976)
YALNIZ ÇAĞ
Küfür yumakları yüklü iken ensesinde
Bir neşeli kahkaha insanlığın sesinde
Gülleri unutmuş, çarklar kokar nefesinde
Caz mı çalınır tam ortasında yasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?
Susanlar hatada, konuşanın dili uzun
Süflilikler dolaşır içinde çağdaş tozun
Sunulan tezler çürük, beyni yok antitezin
Üste çıkılsa da üstün altındasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?
Dönen dolaplar eksi beyinlerin eseri
Kafalardaki maytap beyinlerden serseri
Şimdi sürünmenin mantığıdır alınteri
Haksızlıkta da tarafsız kalmaktasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?
Parya düşüncelerden fikirler beklenmekte
Kul hakkı aşırandan zikirler beklenmekte
Kanını emmek için fakirler beklenmekte
Makamlar esiri olmuş, o şûh sesin
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?
Görki riyâ ilim olmuş "arriyzim" adıyla
Yaşamak kolaylaştı "çifte standart" tadıyla
Mazlumlar suçlandı çıkardığı feryadıyla
"Bananecilik"le vebal almaktasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?
En lüks sofralarda insan etleri yenmekte
Yine de yamyamlıklara çağ dışı denmekte
Mideler iştahla açık, dişler bilenmekte
Bırak iltifatlar salonlarda kalsın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?
Mutluluklar parklarda hazânı yaşamakta
Ay bulutta, güneş doğduğuna şaşırmakta
Nefsler tetiklerde değil, tetikler parmakta
Artık çiçekler asitle sulanmasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?
Çirkinlikler önde güzellikle yarışmakta
Bu çağda kavramlar birbirine karışmakta
Suçlu iğne deliğinden bile sıvışmakta
Zihniyet "bana yok" onda da olmasın
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın?
Nasıl bir gariplik köşe başlarında ağlar
Balıkçılar oturmuş karada balık avlar
Burada tümsekler çukur, çukur olmuş dağlar
Çoğunluk hayranı bu çağdaş kafesin
Çağ nasıl yalnızlığını yaşamasın ?
(1991)
PLANLI ŞİİR
Bu kalemlerin elleri
Arayış hengamesinde
Gözlere sunulur ifrit gülleri
Çarşıların ensesinde.
Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler
Sokağa uzanan ayak
Günaha yeni dayanak
Nefse hücum eder,
Çıplağı, giyinmişi
Kimi çağdaş nevrotik,
Kimi çağiçi paranoyak.
Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler
Havadisler şehvetleri emzirmekte
Ekranların aynasında
Endamlar davetkâr
Bakışlar şeytandan
Sevdalar hilekâr.
Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler.
Sabrın iskeleti kalmış
Gözlerdeki mıknatısta
Şeytan güle dadanmış
Bülbül gülün yasında.
Çarşılar plânlı
Plânlı işler
Bilinmeze değil
Bilinen gidişler
(Ağustos, 1984)
BULUNMAMIŞ SEVGİLİ
Bulunmamış sevgiliyi aradım
Hep hasreti yaşadı damarlarımdaki kan
Hasreti sardı duygularımdaki volkan
Çocukluk sevgilerinde kaldım
Çocukluğumdakileri bulamadım.
Bulunmamış sevgiliyi aradım
Çırağım dedim,
Ustamı bulamadım
Kızgın çekiçler indi yüreğime
Yüreğimi çeviremediler demire.
Bulunmamış sevgiliyi aradım
Bir seccadenin motiflerinden geçip
Bin gözle baktım
Bir yürekte bin yürek
Bire binleri yaktım.
Bulunmamış sevgiliyi aradım
Umudun içinde hissederek
Umut gibi yakın sandım
Ellerimi uzattım, ellerimi uzattım
Yakınlara da kavuşamadım.
(Temmuz, 1991)
GEÇ KALIŞ
Maziyi anmakta geç kalmışsın
Geç kalmakla aldanmışsın
Yeni baştan dönsen delişmen çağına
Dönecek güçte kalmamışsın.
(Aralık, 1992)
YA DA ÜÇ ADIM KALA
Düşlerimi böldü bir zaman dilimi
Gerçekte düşlerimi gördüm
Alıp götürdü onsekizlere
Yine o püfür püfür kavak yelleri
Ya da üç adım kala..
Ayazda güneşi devşirmek
Toz-pembe bulutları toplamak
Bu çağın işimi ki
Çağırmayın beni,
Seslenmeyin gözlerime
Ya da üç adım kala.
Biz baharda hazanı yaşadık
Hakkımız mı hazanda bahar
Hep bazende kaldık,
Bekledik güneşi yutan tepeler gerisinde
Kamaştırmayın gözlerimi
Ya da üç adım kala.
Yapın görevinizi aynalar
Yansıtın ikazlarınızı
Güneşten ışık çalmak kimin haddine
Kimin umurunda senin parçalanman,
Kırık dökük
Ya da üç adım kala.
(Aralık, 1992)
İHTİYACIMIZ VAR
Pembe umut salkım saçak ufukta
Mavi gülde terleyen acımız var.
Bizi zamanın vuslatı yakmakta
Tevhidin tebliğine sancımız var.
Yazan neyi yazar, neden ne için?
Şiir şaire, şair nefse perçin
Hamlığımız pişmek bilmez ateşte
Nefreti tökezleten gücümüz var.
Sevdalar mı eşitlendi hasetle
San'atları satan tefecimiz var.
Riyânın hamallığını aştık da
Beyin peteğinde küfecimiz var.
Gururlarda kaybettik kendimizi
İmzalarda kabarttık nefsimizi
Kalemle oynamayı sanat sandık
BİR sanatçıya ihtiyacımız var.
(Ağustos,1984)
GECENİN KOYNUNDA
Hayâl âleminde koyu gölgeler
Bütün kulaklara Aydan ses uzar
Göz akında masallardaki cinler
Beyinlerde canlanan devler azar.
Çelimsiz ürperti büyür de büyür
İlkçağ müziği kurbağa sesleri
Gün uyur, Aydede neler düşünür
Sallar insanı gece nefesleri
(Haziran, 1974) |
|
BİR DİYARDA
Gürültülerin maskesinde
Parazitlerin tiz sesi
Karanlığın çukurunda
Aydınlığın elbisesi
Gündüzün damarlarında gece seğirmekte.
Denklemler bilinmeze gebe
Vahdetin ak aynasında
Gözlerde yok oldu tövbe
Çengeller kafatasında
Behimî arzular insanları çağırmakta.
Gönülde yâr başka diyar
Aynada başka görüntü
Dile uzanan bıçak var
Diller bıçaklara örtü
Beyinlerin kalemleri günah doğurmakta.
(Ağustos, 1984)
DÖRTLÜK
Avuçlarıma koy bakışlarını
El açıp avuçlarıma bakayım
Avuçlarımı Allah'a kaldırıp
Bakışlarınla birlik yakarayım.
(Nisan, 1976)
TUTSAK MAVİ
Ben ellerimi kestim maviye
Duygular ısmarladım dünyalara göre
Doğruluk adına yuttum dilimi
Gözlerime karanlık doğmasın diye
Kaybettim kesilen ellerimi.
Yine kutupları eritemedi doğan güneş
Yine yollar uçurumla kapandı
Mavi tutsak, mavi kayıp
Küf bağlamış dört bir yanı
Bakışlar karıştı gözlerime
Bulutlu, yağmurlu, sisli
Dört çapraz ilmik atıldı ufkuma
Ve bir es..
Hep yarım kaldı dolunay
Kardan adamlar yumruk sıktı varlığımıza
Dört yol ortasında çaresiz kalanlar,
Ismarlama adamlar,
Kurşun sıktılar sağlığımıza
Maviye tükettim ömrümü
Ömrüm bitti, mavi bitmeyecek.
(Kasım, 1976)
ALDATILMIŞLIĞI YENDİK
Buz dağlarında damlalar çile oldu,
Issızlık kervanı uzaktı kalabalıktan
Yürü yürü...Ne bitmeyen yoldu,
Kılavuzluk istedik çöldeki balıktan.
Bilinmez bir iklimin kucağına atıldık,
Buz dağlarında sevdalarla ısındık,
Çilelere bir isim için katlandık
Ateş bizde kaldı, biz ateşle ıslandık.
Gönlümüze dizildiler mayın tarlaları,
Onları gönül gözleri ile patlattık
Nefisle genişleyen perişan yaylaları,
Aranan mürşidin yolu ile atlattık.
(1988)
ŞAŞIYORUM
Dalgaların ortasında med-ceziri yaşıyorum
Secdeye yükselmeyen akıl nasıl yükselir şaşıyorum
Bir yılan ezilse bir tankın paletlerinde
Ayaklarım bağlansa da ızdırapla koşuyorum
(Mayıs 1989)
BU ZAMANDA
Baykuşlarda haber, asil fikir ülkesinden
Kabuğu yaramayan öz, çürüsün nefesinden
Sodom ve Gomore bu çağa da tanık
Ruhlar kurtulamıyor çağdaşlık kafesinden.
(Mayıs 1989)
HALÂ
Bil ki
Gülen gözlerin usaresi
Tevhidin maverasında açmamakta
Hürriyetin mecrasında
Sular yokuşa akmakta.
Fikirlerin büyümesi
İthal sularına bakmakta
Düşüncenin gözleri
At gözlüğü takmakta
(1985)
KITA
O, herkesin peşinde koştuğu bahtiyarlık
Benim gözümde değerini yitirmiş varlık.
(1985)
ASIL GAYE
Ne gülün oyunları için yaratılmışım
Ne de yüreğimi bakışlarla çizmek için
Vuslata koşup kabre konacak bedenimi
Kabrin sorularına göre yontmaktır derdim.
Asıl sanat bu, ruhun mimarı olmak gerçek
Oyalanmak, tereddüt, oyunda deli fişek
Öyle ulvî gayeye yöneldi ki arzum
Bedenimin kefenini ellerim biçecek
(1985)
SORULAR
Sevdayı sahrayı neyleyim
Bir nefeste çekilen umman kurur
Denizler deryalar yıkayamaz
Beni içimdeki çöller vurur.
Arayış mı bilmem, koşuş mu
Yoksa ayrılık, ya da kavuşuş mu
Mürşid-i kamil mi, keşiş mi
Sorularla beyin frenleri durur.
(9.4.1995)
KENDİNE KOŞMAK
Ufuklarım dağları düz eyler
Yüreğim buzları köz eyler
Bir kelime ki, binlerce söz eyler
Kendine koşmak herhalde budur.
Kitaplarla kaçış olmuyor
Bir kanatla uçuş olmuyor
Bakar gözle seçiş olmuyor
Galiba bakarkörlük budur.
Yalnızlığı duymuyor, yaşıyorum
Kalabalıklardan olmadığıma şaşıyorum
Düşüncelerde tökezliyor, düşüyorum
Bu aklın sınırı değil de nedir?
(1995)
İNSANLIĞIN AKIŞI
İnsanlar köşe başlarında bekçi
İnsanlık terk etmede dünyayı
Gezen cesetler üzerinde tedirgin gözler
Tedirgin gözlerde mevsimin on üçüncü ayı
Hevesler kahrolmakta...
Gurub ve tan utanmakta
Karanlıklar.. Karanlıklar..
Gözler karanlığa alışmakta
Çatlamakta karanlık işlerden
Karanlığın gözleri..
Binalar çatırdamakta..
Zifte karıştırılan irin
Kabulleniliyor sevgi yerine
Modern köşebaşlarında ağlar
Ve oltalarda yem
Karada balık avlarlar.
Ummanlar kurumakta.
Maddeye esir olan göz
Vahdeti çoklukta göremez
Arzularda güneş balçıkla sıvanmakta.
(Kasım,1976)
KUŞATMALAR EMRİNİ GÖRELİM ARTIK !
Tarih tekerrür ediyor, kalkın ve uyanın
Dili olsa idi konuşacaktı kayanın
Zamanımızı bile parselleyip soyanın
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Yanlış değilse eğer bütün duyduklarımız
Diklenmeye başladı adam saydıklarımız
Hain oldular dost yerine koyduklarımız
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Delâlet ve gaflet hıyanete yol açıyor
Baskılarla mecburiler kime kol açıyor
Şehitlikde diken, Kuzeylerde gül açıyor
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Yine belirli yerden düğmelere basıldı
Bunlar önceleri dinlediğimiz fasıldı
Bu çağın diktatörleri suçüstü basıldı
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Kaleler yok ama tersanelere girildi
Beyin işgaline dersanelere girildi
Süflilik saçmaya süshanelere girildi
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Tarihten ders almazsan ders verirler adama
Bindiğin dallara dikkat et sakın budama
Kapıları açarsam girmezler mi odama
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Topraklar altında rahatsız oldu ecdadım
Hain çizmeliler üzerinde adım adım
Ben bu açık işgallere isim bulamadım
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Daha dün dü, hani bir koyup üç alacaktık
Millet olarak mutlu, müreffeh olacaktık
Oysa kimler yitirmişti de biz bulacaktık
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Verilen haberlerde kuşatma kokusu var
Yeni devlet tezgâhı, hainlik dokusu var
Dabulyulu Sam Amca'nın hokus-pokusu var
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Muhtaç olunan kudret şimdi nerede kaldı
Sam'dan onay alamayanlar geride kaldı
Umut ışıkları doğmadan yarıda kaldı
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Beyler yazık etmeyin millete, bu vatana
Kanmayın hürriyetimize zillet katana
Dikkat et "Haçlı Seferleri"ni başlatana
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
Milletin bu ortak sesine kulak verelim
Anasız babasız kalanları da görelim
Yeni yara açmayıp eskileri saralım
Kuşatmalar emrini görelim artık
Yeter dostu düşmanı bilelim artık
(24 Şubat 2003)
|