ANILAR
Kitaplarda, defterlerde
Bulutlarda anılarım.
Yağdı yağacak,
Bir poyraz yeline bakar
Dalarım.
Dünya bu fani
Anılar birikir yaşadıkça
Yaşlandıkça hatırlanır.
Düşerse akla,
Bel ki bir damla su
Göl olur yanarım.
(Temmuz, 1976)
TEKNOLOJİK DOSTLUKLAR
Çağ makinaya emzirirken ruhunu
Yağlı çarkların döndüğünce dostluklar
İnsan sabilikte bırakır nurunu
Fabrika düdüğünde gaflete dalar.
Saat gibi merhabalar, metal sesden
Petrol artığından güller paketlenir
Kelimeler duman, söz seçilmez isten
Fabrika bacasında çaylar demlenir.
Çaylar, midelere hortumlardan geçer
Rüyalara riyânın havası akar
O makinayı değil, çark onu seçer
Gece vardiyasında karanlık akar.
Gülüş karanlıklarda ışık oyunu
Oyunlar gözlerdeki görüntülerde
Fabrikalarda şişelenmiş yeni huyunu
Güyâ, dostluk sunmak kara tüllerde.
(Mart, 1987)
BU ŞEHİRDE
İnsanlar çağın fotokopisini taşıyorlar ruhlarında,
Magazinleşirken kadın bir derginin kapağında
Parke taşlarına pür telaş sıçrıyor şehir
Şemsiyeler açılmıyor, açılmıyor günah sağnağında.
Rimelli, rujlu, pedikürlü düşünceler
Dört kavşaklı yollara dağıtıyor gözlerini
Adımlara takılan tarihsiz pedallı kancalar
Trafik ışıklarıyla esneyip, bırakıyor izlerini.
(1985)
İSTANBUL'A KAHRETMEK
Hiddetimde İstanbul bu gece
Umurunda mı yalnız kalmışım
Bütün kalabalıklara terkedilmişçesine,
İnsanlardan uzak
İstanbula bağlanmışım.
Sokaklarında küflü tenlerin iğrenç kokuları
Bakışlar ürkek, bakışlar buğulu
Bakışlar hayvancasına
Beynimde kirlenip uçan bir kuğu..
Yıktı hayâlimi, ihanet etmiş Fatih'e
Tutamam İstanbulu elimde
Almış götürmüş güzelliklerini
Bir ona, bir buna
Bir yosmaya hediye.
(Yeniköy,Haziran-1978)
SEN MİSİN İSTANBUL?
Sen misin İstanbul?
Umut umut Fath'ten biriktirdiğim
Hilâlli minarelerinde,
Sen misin bu halde?
Çamurlu ruhlar,
Çanlı sokaklar.
Sen misin,
Sen misin İstanbul?
Geleceğine ağladığım,
Fetih şehrim,
Tarihe çağ açan belde
Minarelerine bel bağladığım.
Fatih'ten kalan bir fetihname
Bir sensin, senin adın.
Yaşayan ben miyim,
Benim insanım mı?
Yeyip yuttun mu sende yatanları?
Yine bağrına bastın
Ceddime gül atanları.
(Ocak, 1979)
AĞLA İSTANBULUM
İstanbulum,
Göz dikilen güzelim
Sen yâdigarsın,
Sen vatandan bir parça,
Sen vatansın.
İstanbulum ağlayamazsın
Minarelerin kürdan değil çiğneyemezler,
Seni gönül gözüyle görmek gerek,
Gözü kapalı dinleyemezler.
İstanbulum,
Sende tarih yaşar,
Fetih yaşar,
Eyüp Sultan,
Fatih yaşar.
İlham oldun Nedime,
Altında üstünde cenneti aradı.
Bir tepeden bakıp,
Aziz gördü seni Yahya Kemal.
Çare değil ya İstanbulum
Ağlamakta hakkın, ağla
Nedir bu görünüş,
Nedir sendeki bu hâl?
Kurtarılmışsın semt semt,
Ama hürriyetten.
Kirlenmiş caddelerin;
Kararan ruhlar ve nefretten
Bizansa gerek yok,
Bizans oyunları sahnelerinde,
Ağla İstanbulum,
Kalmış gibisin yaban ellerinde.
(Ocak, 1979)
DEVRİYE
Saat sıfır iki
Kurşunlu düşüncelerle kalkıyorum
Tomson, çelik başlık
Ayaklarımda bot
Dalgın, bir noktaya bakıyorum
Ansızın çavuşun sesi:
"Hazırız komutanım! "
Ve noktadan ayrılıyorum
Şarjörler gebe ömre
Tekerlekler sıfır üçe yürüyor
Gözlerim faltaşı,
Gözlerim dört açık
Belki bir fail arıyor.
Caddelerde tek tük arabalar
Bazen bir sarhoş
Cıyak cıyak reklam ışıkları,
Taksimde aşka devriye gezenler
Ve Biz
Caddelere huzur gibi giriyoruz.
(İstanbul,Ocak-1979)
BİR ŞEHİR Kİ
Islak caddelerin parkeli taşlarında
Bir şehir çökerir lime lime ruhlarda
Neon ışıkları ürkütemez karanlıkları,
Fren sesleri çığlıklara çığ olur
Yürüyen gölgeler,
Ürkek gözler örter aydınlıkları.
Sabahı dinlemek, sabahdaki sâdayı
Bir umut ışığı gölgelerin çehresine
Ve parfüm sokaklı şehrin can ciyerine;
Felaha çağrılış imdat olur,
İman olur, yetişirse.
Kırk harami gezer caddelerinde can için
Haramizade dişlerini söktürür,
Yandaş için yan için.
Gezmek korku, gülmek hakaret bu şehre
Zulüm, kin katılaşmış çehrelerde.
|
|
KÖYÜME HASRET
-Altın kafesi farkettiğimde-
Neredesin çocukluğum
Neredesin çocukluğumu yaşadığım köyüm ?
Bir keser indi aramıza,
Sızısını otuzunda duyduğum.
Kışları kızak kaydığım,
Baharda mantar topladığım Kocabayır,
Koyunu yitirdiğimde ağladığım,
Hayâlimde kalan keçi yolları,
Anamla ekin yolduğumuz Üçkuyu,
Huymalık kurduğumuz Boztepe,
Yine suyunuz soğuk,
Yine ahlat veriyor musunuz çocuklara ?
Yeşilliği hiç kaybolmayan harman yeri,
Oyun yuvası ay ışığı gecelerimizin.
Gündüzlerimizin sevinç alanı,
Yine çocuklar oynuyorlar mı üzerinde?
Çelik, birdirbir ve sülenke..
Ah..Köyüm..
Çocukluğumu yaşayamadığım bir odalı evimiz,
Ne hurdalığı yaptılar seni?
Oysa sır gibiydik ikimiz;
Kapıdan girince..
Sekide anamın dokuduğu halı yastıkları
Küçük bahçeler gibi dizi dizi
Bir köşe karşılardı beni, serince..
Hayâl fakirliği sende biterdi
Sende başlardı,
Meydan meydan, ülke ülke seyahat;
Elif ile Yaralı Mahmut,
Karacaoğlan ile Güllüşah'ın ikliminde dolaştırırdın
Bazen Hazreti Ali'nin cenklerinde
Zülfikârla zafere erer,
Kan Kalesi, Hayber.
Nerdesin çocukluğumu yaşadığım evim,
Nerdesin çocukluğumda kalan köyüm ?
(Ocak,1979)
BEN ANADOLU ÇOCUĞU
Yaylalarında camız çimdirdim,
Kuzuları yaydım bayırlarında
Daha şuncacıkken
Ellerimde meşeden deynek
Anamın dokuduğu azık çantası sırtımda
Yemeğim soğan ekmek
Buz gibi pınar başlarında.
Ben Anadolu çocuğu
Aha şuncacıkken tırmık çektim
Deste edip, yığın yığdım tarlalarında
Ayaklarıma diken battı, anız battı
Aldırmadım,
Aldırmadım yanıp kavrulduğuma.
Mevsimlerin yazında yanıp,
Düven sürdüm güzünde.
Boyumdan uzun dirgen ellerimde
Boyumdan fazla yük sırtımda
Koşuşturdum öteye beriye
Yorulmadım,
Aldırmadım böyle olduğuna.
Kışın ninemin masallarını dinledim
Gerçeklerini de...
Hıncı vardı
Söz ederdi seferberlik yıllarından
Gavurun gavurluğundan
Talanından, yıkışından
Yeni anlıyorum ne anlattığını
Dedem gazi
Kırk yerinden yaralı dedem
Anılarıyla büyüdüm
Ta o yaştan bu yana
Çocukluğumu savaşlarına kattı
Nasıl büyümez kinim
Moskofuna, Yunanına.
Ben Anadolu çocuğu
Hırçın büyüdüm, sert büyüdüm
Her şeyi ile Türk büyüdüm
Batıyı soksalar kafama
Doğusunu, kuzeyini sırtıma yükleseler
Ne kuzey rüzgârları sürükler
Ne batı meltemi
Ağırlığımı koymuşum bir kere!
(Şubat, 1975)
KARAYAZI SİSLER İÇİNDE
Karayazı sisler içinde mi ki
Sisler karayazının içinde,
Almış da başını boşanırcasına ipten
Dolmuş Karayazı'ya
Dolmuş ta insanlarının ruhlarına
Bir buğulu melodidir tutturmuşlar
"Melodi" diyorum varın siz anlayın
Söylerler ama sevmezler aslında
Sever gibi görünmek,görünen sislerdir ruhlarında.
Küsmek var ya
İnat etmek güneşin batışına
Bir eziklikle doldurmak sisleri
Zoruna kucak açmak kuzey rüzgârlarına
Kahır mıdır ki başındaki devletine
Kördüğüm değil lâkin çözülmez
Soru işaretleri asılıdır semalarında, bilinmez.
(Mart 1977, Karayazı)
AKDAĞ'I SEYREDİYORUM
I.
Bir tahayyül âleminde
Akdağ'ı seyrediyorum
İlk gençliğimin geçtiği sokakları
Uçarı dolaşıyorum bir çırpıda
Şurası sevgi heyecanlarımı dağıttığım yer
Bir çift bakışı bıraktım balkonunda.
Akdağı seyrediyorum
Bir başka bakıyorum Kadıpınarı'ndan
Irgalıyor rüzgârlar çamları
Yeşil bir örtü kayıyor Tekke'ye
Günün son ışıkları
Akdağ'ı okşuyor akşamları
Akdağ'ı seyrediyorum
Eski kiremitli çatılar yeşilin arasından bakıyor
Bir leylek kanat süzüyor göklere
Kayalık'ta çocuklar ateş yakıyor
Hazırlık var unutulmakta olan "sinsin"e
Akdağ'ı seyrediyorum
Gönülleri okşuyor Büyük Camii minaresi
Felaha çağrılışı duyuyorum
Manevi bir huzur yayılıyor şehrin üstüne
Şehirde huzuru görüyorum
Akdağı seyrediyorum.
II.
Çıkmışım Tekke'ye
Tekke'de beton binalar
Akdağı seyrediyorum
İçerim kan ağlar.
Akdağı seyrediyorum
İlk gençliğimin sokakları yok artık
Nefes alan şehir nerde?
Hani gözlere yeşil ziyafeti
Görülen beton, gösterilen beton perde.
Akdağı seyrediyorum
Eski evleri yıkılmış
Duvarları nefessizlik koşusunda
Sokak başlarında beton canavarları
İnsanlar betonlaşma yarışında
Akdağı seyrediyorum
Rüzgarlar ırgalayacak ağaç arıyor
Betonlar hücum ediyor yeşile
Sıkıntılar yüreğime
Şehir bir yerlere kayıyor.
Akdağı seyrediyorum
Eski kiremitli çatılar yok
Kuşlar konacak dal arıyor
Çocukların oynadığı sokaklar daralmış
Çocuklar ağlıyor.
Akdağı seyrediyorum
Büyük Camii minaresi küçülmüş mü ne?
Yine felaha çağrılışı duyuyorum
Yine huzur yayılıyor şehrin üstüne
Ama şehirde huzuru göremiyorum
Akdağı seyrediyorum.
|