Duyurular-Etkinlikler

Gül Şafağı Hüzünleri

Görmek istediğiniz bölümü (şiiri) seçiniz    

GARİP ŞİİR

Gerçeği gerçeklerle açıklamak
Bir aydınlığa güneş olur
Parçalara zaman kopar
Kaçırır sevgilileri keşişler
Erimek derin ahlarda kendini bulur.

Bazen inanmışlığın boynu dar ağacında
Kurtaran gerçekler çekilince ayaklarından
Boynu halatlarda kalır riyâsız sevgilerin
Yüreğinden kan boşanır
Gerçekleri çekenin üstüne
Ve asılır bir levha göğsüne
Riyâ anayasasının maddesince
Riyâkarlığa ihanet etti diye

Aldanmak dört ayaklı bir masa
Oturdukça kurulur önüne
Gözlerinin gördüğü hep yağlı halatlarsa da
Yapamazsın, aldanırsın dört ayaklı masaya

Seni sevmezler,
Giremezsin gözlerine
Ayaklarına zincir attıkları yetmez
Duygularına uzanırlar pis ellerle
Bilmem ne A, E peşinde dolaşır Türkiye’de

HADİ GİT

Hadi git
İste biraz adalet
Koysunlar sayılara kitaplara
Biraz özgürlük biraz müsavat
Al getir beylerden babalardan
Fazla gitmesin fakire iyi tart
Kantarın ucu elinizde                                                   
Sizler büyük baylar
Hak ettiniz büyük payları
Hattâ yılın oniki ayını siz yaşayın
Üleştirisiniz kalırsa artık ayları

Hadi git
Gitmelerimize engel olmak için
İste biraz soy biraz kovboy
Sakın ola eşit olmasın
Hepsi ayrı renk hepsi ayrı boy
Birazı da Kızılderili yemiş olsun
Çıka gelsinler Ankara’ya
Çare bulsunlar bizdeki yaraya !
Yöneltmenin zevkini yaşasınlar
Gördükçe Pazar artıkları toplayanları
Geğirsinler doya doya

Hadi git
Waşhington kafalı
Yurdumu Waşhington’dan seyret
Sakarya cadesi Newyork, Taksim Teksas
Sürüngen davranışlara kim bakar
Böyle yaşamalara kim hassas
Kim özenir bu aşklara meşklere
Dışı seni içi beni yakar
Yakan ellerde ateş var

Hadi git
Hadi git
Bizde tükenmeden metanet
Ya sen ol ya son
Ya hancı ol ya yol
Ne olursan ol
Yönünü belirle gayrı
Yolunu belirle gayrı
Kal
Gitme kendine gel !

 

 

DUYULARIN İHANETİ

Değerler talanlarından
Güller di ezilenler
Güller di ve dikenlerdi
Ezilenlerin viranlarından
Çıkıp da gelişin
Teknolojikleşen duyguların
Kapısını aralıyor mu hâlâ
Açabiliyor musun kapısını hayallerin?

Gökyüzünü astılar
Üç-beş buluta inat
Astılar maviliklerini
Kestiler dileklerini
Dili hançerli ellerin
Ederken hayallerine hücum
Alabiliyor musun gönlünü güllerin?

Görünenler aysbergin üstü
Anlatılabilenler yüzdesi
Gözler gerçeği görmeme ihanetinde
Bütün duyular buna ortak
Yeni bir film hazırlanıyor
Dünya film setinde
Görebiliyor musun hangi sınırda veballerin?

(28 Nisan 2002)


GÖÇEBE DUYGULARIM

Gurbet göçebe bende bedende
Kalemim göçebe kâğıtlarda
Ekran tuşlarında sakladıklarım, duyduklarım
Alır başını gider bazen sessiz ağıtlarda
Ben bile yakalayamam koşuşlarını kelimelerin
Yakışlarını da boş kucaklarla söylenen ninnilerin
Işık hızıyla gelir de geçer
Gelir lâkin deler de geçer bilinen
Gerçeklerden sanal ötelerine bakışlarını
Yüreği ezendir bulduklarım kimsesizliklerde
Mahsur mekânlarda gördüklerim
Sellerdir içime akar sessizlik
Yıllardır hangi sesin bekleyişi

Ben göçebeyim sılada isem
Sıla bedende gurbet derdinde
Duygular yollardan hiç dönmez
Hep seyyahtır yollarda yolsuz
Sevgim sabahın seher vakti sarmalayışıdır
Domur domur çiğ güllerde terü taze
Güneş huzmelerinde ebemkuşağı
Seherlerde dua arayışıdır huşuyla
Kirlenmemiş ellerin açıldığı
Kirlenmemiş dillerle seslendirilen şafağı
Vuslatın olmadan da kavrayışıdır
Sıladaki gurbetten kaçıldığı
Kaçıldığı ve de koşulduğu

Bazen göçebe güzeller peşinde
Güzel Aslı’ysa göçebedir Kerem
Eski bir alışkanlık dert yanarım dağlara
Her bir kovuğa acı saçar çile ekerim
Hamken olmak, çiğken pişmektir kaderim
Asasız ve çarıksız dağ yollarından yürümek
Yürümek bir sevdanın peşinde lavlara inat
Yürüyebilmek göçebe duygulara en güzel kanat
İçime doğan her şafakta göç eylemek
Göçebe duygularımda müjdeli bir murat

Aralık,2001- Ocak,2002

CADDELER KARANLIKLARA KUŞANMAKTA

 İnsan girmemiş caddelerin şehri burası
Yabani kornalar keser yollarını
Çantanı yabani kollar
Ta yüreğine kadar uzanır
Uzanır yüreğine
Vicdanına
İmanına
Kimliğine yapışık eller
Kaldırımlara kusan diller
Kusan
Çağdaş yabaniler

Korkma maske değil
Asıl yüzler
Asıl gözler
Yalnız sözler sahte
Aşkın kelimelerinden mekanik sesler geliyor
Kalabalıklar teneke nidasında
Kuyruklar mı teneke
Tenekeler mi kuyrukta
Vidalarını kim gevşetiyor toplumun
Kim oynuyor bu şehrin saatleri ile
Düşüncelerin hürlüğü hangi bayrakta
Şehir kendinden kurtulmakta
Kendine kusmakta
Oynak havalar yayılıyor şehrin caddelerinden
Kimler kimin yasında
Bu oyun havasında
Kimler
Yasında

Caddeler kuşanmışlara inat
Karanlıklara kuşanmakta
Zulme
Korkuya
Ve de çirkinliklere
Bütün kirliliklere el sallıyor
Renkli ışıklara saklanması onu kurtaramıyor
Koşması inadına cibinliklere
Hoyrat kimliği tam da teknolojik
Ekonomi serbest bırakılmış
Kişilikler ekonomik
Yarımdan küçük tüm
Mağazalarla birlikte insanlıkta indirim
Besliyor israf hinlikleri
O biçim
Kimlikleri tüketim
Rehin alıyor

İnsan girmemiş caddeler şehri yaşıyor
Caddeler insanlarda yaşıyor
Belli ki onlarda korkuyor
Korku
Korkuyu öldürenlerden
Neon ışıklarına sığınıyor sokak
Gerçeği bildirenlerden
Sokak lambalarında süklüm-püklüm
Üzerine loşluk yağıyor
Güm güm güm
Caddeler ağlıyor
Yapışkan
Görüyor
Utanıyor

***

ACILARI ŞİİRLERDEN SÜRMELİ

Şiir yollara düşer
Sadece türkülerden değildir Sürmeli
Gönlün yaşmağında aşk sabaha dönüşür
Acı bala döner gönüllerden
Gündüzün gözlerinde gece bir daha barışır
Diken güle döner
Güle döner yakışır şiir bilmeli
Acıları şiirlerden sürmeli

Gül diye gözlerini koklamak
Yollara düşen şiirlerde mevsimlerin hayâlleri
Kendine hücum edip kendinde kalmak
Gurbeti kanatır duyguların hançerleri
Şiirler ki ölümü şafağa dönüştürür
Şairler ki yol sefili sevda askerleri
Kendilerine verilen emirlerde durmalı
Acıları şiirlerden sürmeli

Şiirin gurbeti minbere benzer
Huzurunda kaçgın diz çökmüşler dizilir
Sevda vahaların çölü, bakışın nakışı
Kanayan şiirdir ki sezer
Acıyı dürüm yapanların firarî bakışı
Yaşadıklarını gözlerinde çağırır gözlerime
Firari gurbette acılar da sürmeli
Acıları şiirlerden sürmeli

Şiir yollara düşer
Hücumu gözleri güzelden talan olmuşlara
Pusu kurar hasret yoksunu bakışlar
Gözleri asi ağıtlar suçunu işler
Çürür ve dökülür şiire
Şiirin göçebesi acıları güldürür
Diken güle döner
Güle döner şiir
Şiirlerin güzelleri hep sürmeli
Acıları şiirlerden sürmeli

Şiir yollara düşer
Sevdalısına kına yakar kelimeler dilde
Ak kağıda kara yazı yazılır
Yazılar ki sevdaya dönüşür gönülde
Sevdalara karayazı yazılmaz
Kalemler de tuşlara haber vermeli
Acıları şiirlerden sürmeli

Şiir yollara düşer
Diz üstü çöken adaletin açlığıdır
Bir nasırlı elde ekmek taş parçası
Her bir parçası diken bu yüreğe düşer
Varsa yüreklere düşer
Acıları paylaşmak yetmez
Yetmez paylaşmak ekmeği
Hakta hakça hakkın yanında durmalı
Acıları şiirlerden sürmeli.

Şiirdir ki gönülde gönlü iyi görmeli
Gönlü anlayana vermeli
Kurtulmalı şehrin kirli sesinden
Motor gürültüleri insan nefesinden
Kucak açmalı kırlara ovalara
Ovalar ki tabii çiçek bahçeleri
Halâ türküler yankılanır bâkir
Bozok ilinden seslenir bir Sürmeli
Acıları türkülerden de sürmeli

***

BOŞLUK

Hayâl sallanır,
Düşler sarı, umut kırık
Yaşamak Ağrı, Everest
Yaşamak doruk
Çekirdek kurumuş
Özsusuz insan
Kökünü keser yükler kadere
Kader her zaman yapar hamallık

İnsana emir yüklü,
Kaderde insan
Bahtı kara
Kara yeller eser ummanında
Nesi var, nesi yok
Uçurur dolu yokluğa
Oturup döğünse de kâr etmez artık
Sen istediğin kadar koş
Onsuz boşluğa

***

ÇAĞ SÜRGÜNÜ

Çağ sürgünü düşüncelerdeyim
Bir taraftan terhisi olmayan sevdalar peşinde
Renkli selülozlar ve camlar kesiyor beyin zarımı
Peşinde hayâllerimin tabut taşıyıcılar
Tabut taşıyıcılar ki kendilerini taşıyorlar
Emperyalist güçlerin omuzlarında
Aşağılardan da bakmaya alışıyorlar
Beyinlerinde güçlerin omuzlarını unutup
Unutup çağdan düşüncelerini sürgün ettiklerini Aldanmanın kaçıncı karesi yine aldanıyorlar
Çağ sürgünü düşüncelerim karşıt topluyorlar
Karşıtlar çağdaş isimler almışlar;
Almışlar ve Lût kavminden çalmışlar
Aids, satanist ve bilmem ne birlikte bekliyorlar

Çağ sürgünü gözlerim
Bilinmez renklerin adasında tek başına
Gözlerime yasakların perdesi sıra sıra
Hepsi de seyip bırakılmış medya veya ekrandan Buralardan düğmelere basılır aklısıra
Pay çıkarılır her yeni durumdan
Her yeni durumda tutsak edilmemişse gözler
Bilsinler ki sürgünü hak etmişler!

Çağ sürgünü duygularım
Sevgiler “birlikteliğe” peşkeş çekilmekte
Peşkeş çekilmekte değerler talanlarında
Avlanmakta en olmaz yerinde ceylan yürekler
Neon ışıklı tuzaklarla şehrin ortalarında
Hayâllere takılan umutlar yıkılır
Şehir ki yıkılan değer oltalarında
Duyguların en bakire intizarına takılır
Çağ sürgünü davranışlarım
Secdem onlarda anlamsız hareketler yumağı Davranışlarım rahatsız eder tilki tuzaklarını
Çağ ki durmadan üretir günahlar ağı
Günahkârlar üretilir sıralanmış rakamlardan
Rakamlar koruyucu oldu gadadan beladan

Çağ sürgünü bir hayattayım
Ne bit pazarında ne de mezattayım
Satılık değil bu düşünceler bu duygular
Satılık değil gözlerim davranışlarım
Duygularımın dayanakları
Fikirlerimin kaynakları
Bir gün gelecek çağı da kurtaracaklar
Çağa sürgün düşüncelerim oturacaklar

(Şubat, 2002)
***
VAR MISIN?

Ben sevdalıyım
Sen sevda
Var mısın
Sevdalı olmaya

Sevdalaşalım
Azığını hazırla da gel
Var olmaya hazırlan da gel
Birlikte çıkalım yola
Alevden güller toplayacağız
Domur domur açmış
Güllerden alevler koklayacağız
Var mısın benimle gelmeye
Var mısın
Deli gibi
Yani Mecnunca sevdalı olmaya

Ben sevdalıyım
Sen sevda
Var mısın
Sevdalı olmaya

Sandığın gibi dikenli taşlı değil yollar
Sarp kayalıklar geçit vermez engeller de yok
Yol kimsesizliğin garipliğinde durgun
Yalnızlığa ve de hürriyete yasak
Yol Hânını kaybetmiş
Yollar hanlarını yitirmiş
Yolsuzların elinde tutsak
Tutsak yola çıkmak
Yürek ister ap ak
Var mısın

Ben sevdalıyım
Sen sevda
Var mısın
Sevdalı olmaya

Muhale açılan kapıya uzanmak
Büyüsünü yaşayalım gel
İster misin mahyalarda asılı kalmak
Yunus’layın bir gönüle girmek
Çağdaş girdaplara inat
Bütün yıkıntılara
Ve de bütüm yıkılmışlara koşarak
Var mısın gönüller yapmağa

Ben sevdalıyım
Sen sevda
Var mısın
Sevdalı olmaya

Sevdadaşım
Bozulmayan mayamızda gurbet olsun sılamız
Sılada hansız hamamsız
Bütün sulardan uzak ve de susuz
Pâklanmaya
Pâk olmaya var mısın

Ben sevdalıyım
Sen sevda
Var mısın
Sevdalı olmaya

Var mısın işte meydan
İster füzeyle gel istersen yayan
Lâkin azığını unutma sakın
Hazırlanda gel var olmaya
Ham iken yanmaya
Hazır mısın yâr olmaya
Sevdadaşım
Sevdalaşalım

(Kasım,2001)

BAHARIN MUŞTUSU

Baharın muştusu ürkek bir kuştu
En sevdiği daldan dala konardı
Cemrelerle sıcak sevgin düştü
Senden önce yüreğime üşüşen
Cemrelerdeki sevgin bölünmüştü

Baharın muştusu beyaz bir güldü
Gülüşünle güneşe gidilendi
Senden önce zambak gözlerin güldü
Yağmurlar gül sinelerde ıslandı
Çiğ düştü kurşun bakışları böldü

Dalların domurcuklara koşuşu
Yalnızlık baharlara inat koşu
Güldürebilmek gül sultanlığını
Cemrelerdeki baharın muştusu
Baharın ilanıdır hanlığını

(11 Mart 2002)

İki Renkli Erguvan

Nisan yağmurları rahmet
Acıları bal eylemek
Şu sevgilerdeyse mihnet
Umutları bol eylemek

Gönüle yağış inceden
Yağmur, inen kırbaç gibi
Bu bakışlar derinceden
İstenilen bir baç gibi

Uzansana tutacaksın
İşte sana gökkuşağı
Umuda renk katacaksın
Sendeki rahmet başağı

Ürkütmeyin çiçekleri
Gül dikeni ile büyüsün
Ak yeşil kelebekleri
Renkler cümbüşü bürüsün

Sen iki renkli erguvan
Güne başlama şafağı
İster yak ister aydınlan
Yaktıkların gönül bağı

 

YIKIM

Şu yağmurlar değil beni ıslatan

Bakışlardaki havalar sırılsıklam

Gözlerde sırılsıklam kalmakta

Kirpikler mazgallarım olmakta

En onulmaz yerinden vurulmak sevdanın

Bir Nisan sağanağında durulmak

Yıkımıdır güllerdeki talanın

Yıkımıdır vurulanın ve vuranın

 

Şu rüzgârlar değil beni üşüten

Üşütüp ateşlerde titreten

Bir ahu gözlüye zebun olmak

Bizim hayalîmiz olabilir mi ki

En onulmaz yerinde vurulmak zamanın

Davet edilemeyecek zamanlara kahretmek

Vakitlerden bir Nisan sağanağında yunmak

Yunup gözlerde yeniden durulmak

 

Bir Nisan sağanağında yunmak

Yıkımıdır güllerdeki talanın

Yıkımıdır vurulanın ve vuranın

(16-17 Nisan 2002)

DÜNYA

 Hangi hayat dönme dolap
Kimdir artı-eksi bugün
Eriyor insan içinde
Akıp giden sonsuzluğun

Güneş kara, gece parlak
Dünyada günler yuvarlak
Yağmur dalların üstünden
Uçar yerlere bakarak

Zaman gün içinde aksak
Ziyana ışık gözleri
Geriler unutulmuştur
Kalacak sanki ebedî

Bahara kar ısmarlandı
Uygar dünyalıya atom
Velhasıl anlaşılmadı
Her şey yine de monoton

(Mayıs, 1975)

 

 

 

GEL DE ÇÖZ

Sessizim,
Yalnızım.
Bağırıyorum,
Kalabalığım.

Öldürdüm,
Aftayım.
On günlük,
Haftayım.

Tarihim,
Rakamsız.
Kelimeyim,
Anlamsız.

Günüm,
Işıksız.
Kalabalıktayım,
Yalnız.

Sevda,
Huyum.
Ben,
Buyum.

Gülüm,
Kokusuz.
Ölüm,
Sorgusuz.

GÖLGELİ AYDINLIK

Şarkılar yalan söyler,
Aşık sözü değil mi ki
Güvenilmez zamana,
Kahpedir zaman
Kırk parçaya böler de anlık hayatı
Bir ömürde bir kelime yazaman

Hep güneşli günler hayâl etmek
Hayali sükûta uğratırmış
Biliyordum bir de yaşadım
Hayatta bütün aydınlık değil,
Gölgeli aydınlık varmış.

Şu üç-beş günlük dünyada
Güneş sat, gölge al
Gölge al, güneş ver
Nasılsa bir gün
Elinden gidecekler.

Gölgeli aydınlık,
Ah ! Gölgeli aydınlık
Beni ne zaman terk edecek
Bu zifiri karanlık.

 

 

Ey Sen Kimsin?

Şimdi gözlere açan güller varken
Bahara hazin duruş yakışmıyor
Taşta çekirdek yeniden yaşarken
Senden doğan güneş asla aşmıyor

Senden doğan güneş asla aşmıyor
Zamanlar mı durdu, duran sen misin?
Gözlerin bahar, hazan yakışmıyor
Başka âlemlerden, Cennetten misin?

Başka âlemlerden, Cennetten misin?
Billur sesin maveradan geliyor
Dilimde kelime tükendi kimsin
Cân ya da melek diyesim geliyor

Cân ya da melek diyesim geliyor
Kalemimde kelime sultanları
Bir bir duygularıma diziliyor
Şiirin hanları ve hakanları

Şiirin hanları ve hakanları
Bulamıyor sana burdan bir isim
Bende kalan yangın dumanları
Çağırıyor yürekten, ey sen kimsin ?

(1-2 Nisan 2002)

BENİN KENDİNİ ONAYIDIR

Yeni bir tecrübe
Ölçülerden bağımsız
Kendi kendini doğrular
Her ben kendinde yoğunlaşır
Kendi kendini haklı kılar
Ve onaylar

Bir tatlıyı diğerine tercih
Bir acıyı başkasıyla değiştirme
Neyse bütün bunlar
Doyuma doymamak
Benin kendini onayıdır
Yokta var olamamak

Kendini onayı benin
Hoşlanmak zevkler ve yargılamak
Farketmek ne olduğunu kapasitesinin
Alem miyim, âlemde miyim
Kendinin ne olduğunu keşfetmek
Diyebilmek, sorabilmek kendine
“Ben kimim” “Ben neyim?”

Adımlar ve seçimler
Hayretsiz sorulara cevap arar
Ararken hayrette olmak sağlıklı
Varlıkta ben biçimler
Gücünün içine girer
Kendini onaylayan ben
Dünyayı etkilemek ister

Risk almaktır tek başına
Yitirmeye yüreklilik
Zor ve sancılıdır
Birinden kaçmak kolayıdır
Her insanın içinde iki güç
Benin kendini onayıdır.

(30 Aralık, 2001)

BİR YERLERE YAĞMUR YAĞIYOR

Mevsimle yarışan sabırsız çiçekler
Depreşen bir sır gibi dallarda
Kıskançlığa pusu kurar tomurcuklar
Tomurcuklar gözlere güler
Gözler ki baharlara doğuyor
Hayat acıdan güle çalarken
Bir yerlere yağmur yağıyor

Ay erken çıkmış bu gece
Yıldızlar hüzün çiçekleri
Çiçekler baharı emiyor
Kıştan kalma hasretlik ahında
Uzaklarda tepeleri şimşekler yalıyor
Gurbetin sitemi türküler tezgahında
Bir yerlere yağmur yağıyor

Gül avlıyor çiseler dallardan
Duygular küheylan acılar sürmeli
Gök gürlemeleri muhabbet burcuna musallat
Bahar kokulu sitemler hüznüme yerleşiyor
Hatıraları çağırıyor gözlerdeki gülümsemeler
Gül derleyen bulutlar kaşlardan ağıyor
Kaşlar ki oku atılmamış yay
Yine bir yerlere yağmur yağıyor

***

Baharın Gelişi

Ne havalar hava ne dağlarda kar
Buzdan beter üşütür ayrılıklar
Fuzuli derin duymuş bu acıyı
Bizde duyardık gelmeseydi bahar

Çatılarda kuş, dallarda gül sesi
Bahardaki diriliğin müjdesi
Keşfetmek bu doğuştaki sancıyı
Güneşin güllerdeki bir hevesi

Ağaçlara duygulara su yürür
Kara toprak çiçeklerle örtülür
Hanları misafir eden hancıyı
Dikenlere konan bülbül güldürür

***

GÜL DEVŞİREN ŞAİR

Kelimeler devşiririm şiirlerime
Ürpertiler toplayacak ıssız dağ kovuklarından
Kelimeler ki tablolar çizecek
Rengi renk olacak ışığı ışık
Duyguları terü taze koparılmışcasına daldan
Işık ki gülecek, kelimeler ki ağlayacak
Duygular kelimelerde renklere bürünecek
Şiir ki kelimelere renk veren ışıklardan yürüyecek

Kelimeler devşiririm şiirime has kelimeler
Patika yollardan hormonsuz kır çiçekleri
Ve dağ başlarının maskesiz yalnızlıklarını
Hazlarım diye toplarım mutluluk çıkınında
Çocukluğuma döner kovalarım kelebekleri
Dindiririm yorgunluğumu bir çeşme başında
Ahlat ağaçlarıdır mekanım mutluluğa yürüyen
Mutluluğa koştuğum dağ başlarında

Beni devşiririrm hep seni devşiririm
Dikenlere uzanır gülü devşiririrm
Bende birikirim seni hayâl ettikçe
Kurumuş ekmekle dolu azık çıkınlarını düşünürüm
Azık çıkınları ki yavan ama tatlı
Yüreğini koymuştur koyan içine sevgisini
Yüreğini koymuştur anam
Maveradan hazlar ki hep salâvatlı

Ben ki gül devşiren şair
Köklerine su gitmeyen dalı düşünürüm
Taşları dövdükçe gözleri okşayan çağlayanlar
Rahatlatamaz yangınlarımın acısını
Bu halimle düşsem bir vahanın ortasına
Izdırabıma dayanamayacak çölü düşünürüm
Hattâ duyar gibiyim sancısını.

***

GÜL ŞAFAĞI

Güldür ki gözlere açar
Sezdiğinde ürkek bakışları seferinde
Baharın albenisi hüznün menevşesine yerleşir
Yaşanmamış yıllar hazanıdır baharın
Gönlün kuytu yerlerinde
Talanlardan kalan gül ezikliği depreşir
Viran olmaya direnmiş gül bağında
Bahar şafağı çiçeklerinde yitiklik
Boğacak bir gül şafağında

Açamayan çiçekler geciken cemreleri garipser
Sevgisiz ellerde gül dikene döner
Gül yaşmağını açmaz boynu bükük
Baharın hayallerinde sarı çiğdem ser
Teslimiyeti erteleyen ürkek çiçekler
Kan rengi şebnem kırık dökük
Küskün bahar yeşiline bütün renkler
Ağacak bir gül şafağında

Bir kutlu seherin müjdesinde
Gülşafağı telaşında güldü çiçekler
Kokularını yitiren bahar cemresinde
Yazından baç alınan erguvanlar sesinde
Açtı gülün yaşmağını tekbirler
Bir kere daha anlaşıldı ki
Sevdasız gül dikene döner
Yağacak bir gül şafağında

Sevda varsa güldür baharda hazan
Erguvan yangını çiçek yağmurlarında
Güldür titreyen ve üşüyen
Gönlümün gül kurusu akşamlarında
Tekmil hizaya geçti bütün çiçekler
Sökün etti mahcup duyguları baharın
Gün yüzlü şiirin sultanını bekleyecekler
Doğacak bir gül şafağında

***

SEVDADA BIRAK BENİ

Ben öyle darmadağınık
Sen yüce dağlar yurdunda
Yurt bilir kimsesizlikler
Yalnızlığımın odunda

Hep sevdalar teyellendi
Masum duygular yoluna
Şarkılar ki nağmelendi
Bütün renklerin alına

Hayat mı, zaman yelkovan
Yarışlar hep aynı pistte
Bizi sevgilerden kovan
Ne hücrede, ne hapiste

Sen yaklaş ben toplanayım
Yeniden bir gurbet girsin
Yeniden sevdalanayım
Sevdamı iyi bilirsin

Ben halâ darmadağınık
Yalnızlıktan topla beni
Bu sevdama Hak’ta tanık
Gel Hak’ta bırak seveni

(19 Mayıs 2002)
***

BAHARIN GELİŞİ

 Ne havalar hava ne dağlarda kar
Buzdan beter üşütür ayrılıklar
Fuzuli derin duymuş bu acıyı
Bizde duyardık gelmeseydi bahar

Çatılarda kuş, dallarda gül sesi
Bahardaki diriliğin müjdesi
Keşfetmek bu doğuştaki sancıyı
Güneşin güllerdeki bir hevesi

Ağaçlara duygulara su yürür
Kara toprak çiçeklerle örtülür
Hanları misafir eden hancıyı
Dikenlere konan bülbül güldürür

(31 Mart, 2002)

***

HANGİ BAHAR GÜL AÇTI SENİN İÇİN

Hangi bahar gül açtı senin için
Hangi bulut ağladı için için
Hep ıslandın duygular sağnağında
Sırılsıklam oldun, hep kimin için

Hangi hor gözler talan etti seni
Hangi vefasız viran etti seni
Ayrılıktan şikayet eden neydin
Hangi ateşler duman etti seni

Hangi köprü çöktü niyet ettin de
Hangi kapılar kapandı gittin de
Gönlünü açtın da sonuna kadar
Gelen olmadı mı, davet ettin de

Hangi gönlün yandı, neye susadın
Hangi yola yürümekti maksadın
Bir güldün, güle yazdın, gül ektin de
Sonunda diken mi oldu hasadın

Hangi dağlar düze döndü kızdın da
Hangi bağlar üzüm verdi yazdın da
Hangi neyzen kıymetini bilmedi
Sazlık içinde en iyi sazdın da

(9 Mart 2002)

***

ÇÜRÜYÜŞ

Ne çiçekler çiçek
Ne kelebekler kelebek
Asıl çürüyen
Toplumda temel direk

Ne sevdalar sevda
Ne aşklar aşk
Asıl gaye
Birlikte yaşamak

Kalmadı bir şeyin tadı
Kalan güzelin adı
Artık herkesim muradı
Ne olacaksa olacak

(16 Mart, 2002)

NİSAN

Nazı fazladır, sulu gözlü bir yârdır Nisan
Hayat dolu bu ayda çok duygulanır insan

Dikkat et göz kırpmasına yeşilin

Ay onsekizindedir, güneşine güvenme
Gün yüzlü günlere hiç yüzünü dönme

Bal olmayabilir her zaman dilin

Gönlün açılır güle, bakarsın çiçeklere
Hüzünlenirsin şu ıslanan kelebeklere

Kurtaramazsın, uzanamaz elin

Nisan, bilinmez niçin sulu gözlü nazlı yâr
Nisan, yılda bir kavuşulan yemyeşil diyâr

Türlü çiçekten taç yapmış bir gelin

Gökyüzünde bulutlar birbirini kovalar
Yağmurla ıslanmış güzeldir sanki ovalar

Kaçırma, bu göz bayramına sevin

(17 Nisan 2002)
**

Muhal Sevgiliye “Gel” Çağrısı

Artık bırakma bizi kaygı mekânlarında

Mekânları mekânsız yapan korkularla gel

Yolcusu olmayan yolsuzların hanlarında

Yalnızlıkları unutturan şarkılarla gel

 

Zamanında gel, aşımızda tuzumuz olsun

Bize yeniden can verecek ülkülerle gel

Söz, Bezmi Eleste verilen sözümüz olsun

Dili şeydaları sızlatan türkülerle gel

 

Acıları bal eyledik, diken bizde kalsın

Kır papatyaları, sümbüllerle, güllerle gel

Sancıyı göze teyelledik, can sözde kalsın

Talan gönülleri saray yapan dillerle gel

 

Suların Ay ışığı içtiği zamanlarda

Gönüllere çiçekler açtıran dallarla gel

Renksizliği durak yapmış dünya hanlarında

Açık mavilerle, yeşillerle, allarla gel

 

Baharında şuara meclisleri kurulsun

Anahtar verilmiş şairdeki dillerle gel

Boz bulanık gönüllerde duygular durulsun

Gazelhanını davet eden gazellerle gel

 

Bekletme gayrı gönlümüzün pası açılsın

Ab-ı hayat sunan şekerlerle, ballarla gel

Hayat ver, dokunduğun yerden hayat saçılsın

Hastasını iyileştirecek ellerle gel

**
KUŞATMALAR VAR !

Dilim varmıyor bunu yazmaya, söylemeye
Görünen yollarda engeller, Temmuzda kar var
Gücüm yetmiyor demir mazgalları eymeye
Dört bir yandan çevrili hain kuşatmalar var

Lisanım çar-çur edilmekte yaban dillerde
Değerlerimiz bozulmakta gafil ellerde
Nice asırdır “gül” diye koklanan güllerde
Gonca gülümüze çevrili kuşatmalar var

Tarihe kinle sallanmakta bir hınzır balta
Ne çıktığımız belli, ne düştüğümüz alta
Halaylara, düğünlere karıştı trovolta
Sazımıza çevrili yaban kuşatmalar var

Asırlardır biz “gelişmekte olan” ülkeyiz
Doğulu mu, Batılı mı bilemedik neyiz
Kendimizi bulamadık, ne de kimsedeyiz
Beynimize musallat olan kuşatmalar var

Hain kuşatmalar hem içten, hem dıştandır
Hangi barış, bunların tamamı da öçtendir
İlham alınan fikir, şuuraltı haçtandır
Dinimize musallat olan kuşatmalar var

Bazen çok yeni dendi, bazen çok eski dendi
“Eski”, “yeni” adına birçok naneler yendi
Lügâtlerden ilk önce kelimeler elendi
Yazımıza musallat olan kuşatmalar var

Biz yanyana gelmezken, kimi globalleşmekte
Kaleleri zaptedmek adına birleşmekte
Mâlum ülkeler ve salonlarda elleşmekte
Özümüze musallat olan kuşatmalar var

Tarihi bizler yaptık, birileri yazmakta
Birileri bizim için mezarlar kazmakta
Aramıza dünden kalan çaşıtlar sızmakta
Bazımıza musallat olan kuşatmalar var

Bu kuşatmaların yönü, yolu belli değil
Hücumlar dört yönlü, sağı solu belli değil
Görünüşte tatlı dilli, acı dilli değil
Dilimize musallat olan kuşatmalar var

Dünü kirlettiler, umutları gasbettiler
Kendilerinde erken kifayet kesbettiler
Ne ettilerse bugünden yarına ettiler
Yarınlarımıza musallat kuşatmalar var

Yerler mi delindi, gök mü çöktü üstümüze
Kimler uyuşukluk tozu ekti üstümüze
Kendimiz inanmaz olduk, kendi sözümüze
Sözümüze musallat olan kuşatmalar var

Kalelere mi girildi, nere zaptedildi
Kahrolduğumuz durumlara nasıl gelindi
Hıyanetten değilse, yapılanlar gaflettendi
Rolümüze musallat olan kuşatmalar var

Acı söz olsa da haber veriyorum dosta
Kuşatanlara göre yurdum tatlı bir pasta
Dün Osmanlı “hasta”ydı, bugün Türkiye hasta
Közümüze musallat olan kuşatmalar var

Yazdıklarımı paranoya bilip sananlar
Kendi sanılarına aldanıp da kananlar
Rüyâda görmediği koltuklara konanlar
Tezimize musallat olan kuşatmalar var

 

 

 

 

 
 
İhsan Kurt 2005 - 2007