Hüzündür Acılarımız
—Sarıkamış’ı destanlaştıran İsmail Bilgin kardeşime…
Mermiler fırtınayla arkadaş, ıslık çalar
Beyaz yorganlar örtülür Mehmed’in üstüne…
Yankılanan sesler ki feryat mı, sala mıdır?
Yüreklerde uçurumlar ki dibi görünmez,
Yaşanan beyaz hüzün umut mu, bela mıdır?
Uğurlanmak kimsesi olanlara nasiptir
Uğurlanış Çanakkale’den Sarıkamış’a…
Ne açlık tüketir bizi, ne çaresizlikler
Sığındığımız bir köyün kimsesiz evinde,
Sıcaklığa, sevilmeye çarpar yüreğimiz.
Bir beyaz hüzündür büyüyen acılarımız,
Acılarımızda dirilir memleketimiz.
Cephede mermiler fırsat tanımaz sözlere,
Sevdalarda bir ak güvercindir yüreğimiz
Umut diye sarılır hayaldeki gözlere.
Kanlı kaputu giymek kutlu bir vasiyettir
Dağlar sesi Allahu Ekber! Allahu Ekber !
Menzile varılmıştır, görünür Sarıkamış
Düşman sade Rus değil iliklerde ayazdır,
Ne çare kalmaz mermi, tükenir Faik Çavuş
Düşülen yerden başlar destan, düşmek hazindir,
Destanları saran hava beyaz bir hüzündür.
Mübarek Ramazan
Okuyan biziz, seherlerde okunan da biz
Kiramen katipleridir usanmadan yazan
Maveraî bir nefestir alıp verdiğimiz
Egoları eğitecek Mübarek Ramazan
Bir tarafımızda telaş, bir yanımız hicran
Umutlarımız asil kurtuluşa yürümek
Bizlere müjdeler sunan bir Mübarek Ramazan
Emelimizde hep küfrün defterini dürmek
Gözler Yağmurlara Yardıma Gelir
Bir bâd-ı saba onsekizlerden
Meltemler denizlerin iyodunu getirir
Pür telaş tepelerden güneş batarken
Ufuklarda renkleri esir eden kızıllık
Anlık ihtişamın gururuyla yükselir
Yağmurlar boğulurken denizlerde
Gözler yağmurlara yardıma gelir.
Bir azık çıkınında son lezzetin tadı
Hayalleri ekşitir çağla hatıralar
Sandallar ve deniz hep kartpostallardadır
Roman ve filmlerdedir duyulanların sızısı
Kekik kokuları gerçektir, gerçektendir
Sevdaların yokluğunda yitikleri bilir
Yağmurlar gözlere yardıma gelir.
Yok oluşlar hep bir bir başlar
Sarıya beyaza çalar benizler
Ne kadar beklenilse de beyhudedir
Çareler uğramaz artık duraklara
Yeni baştan yaşandıkça pişmanlıklar
Deniz, yağmur ve gözlerde suçlu aranır
Yakılır mektuplar, yırtılır fotoğraflar.
Bir yanda karlar yağar ağaçlara
Öte yanda çiçekler güler dallardan
Güneş ve deniz birbirini kovalar
Rüzgârların kucağında yine iyot kokuları
Kentlerin neon ışıklı ıslaklığında
Uçmuştur onsekizlerden sevda yelleri
Ne gözler görür, ne yağmurlar kalır.
Yağmurlar gözlere yardıma gelir…
***
Mevlana Hep Mevla’ya Sığınmıştır
Mevlana’da Allah aşkı bir volkan,
Mevlana’nın tek sarıldığı Kur’an.
Muhammed (s.a)’in ayağının tozu O,
Kur’an’ın Mesnevi ile sözü O.
Mevlana, Şems’in aşkında yanmıştır,
Mevlana, hep Mevla’ya sığınmıştır.
***
Geldiğiniz Gibi Gidemeyeceksiniz!
Biliyorum…
Geldiğiniz gibi gidemeyeceksiniz!
Çağın çok kollu ahtapotları,
Meteor yüreklerle bir bir düşüp,
Sürüleriniz azalacak.
Geldiğinizden eksik döneceksiniz,
Dönebilirseniz!
Biliyorum Bağdat’ı rehin aldınız,
Çektiniz Kerkük ve Musul’u peşkeş.
Ama yürekler, ama dilekler…
Hepinizi tek tek görecekler.
Devirecekler,
Bilebilirseniz.
Biliyorum…
Atlantik ötesinin yamyam uşakları!
Kızılderili yiyiciler,
Barış ve medeniyet niyetiniz!
Namluların ucunda dağıttığınız,
Savaş uçaklarından attığınız.
Biliyorum…
Buş karanlığında gözleriniz.
Hem de iki katlı,
Emperyalizme kefaret ödeyeceksiniz.
Papuç giyemeyecek bebeklerin resmini,
Sevebilecek misiniz?
Biliyorum…
İflas eden düşlere kurşun işler mi?
Düşleriniz de Nevyork’a dönemeyecek.
Ateşler yalarken masum çocuk gözlerini.
Biliyorum…
Kap-it-al-izm’in kuyruk yalayıcıları,
Elbet bir gün yalınız bitecek,
Biteceksiniz…
Geldiğiniz gibi dönemeyecek,
Tükenerek döneceksiniz.
Dönebilirseniz!
Geldiğiniz gibi gidemeyeceksiniz.
Geldiğiniz gibi dönemeyeceksiniz!
26-27 Ekim 2003
Sitemim Türküleredir
Duydum Şahin’i vurdular köprübaşında
Bir işaretin kanı akıyordu kaşında
Kimdi köprübaşında Şahin’i vuran eller?
Onlar boylu boyunca işgale devrildiler.
Şahinler vatana şehit oldu şahince,
Bazıları hesaplar içindeydi sinsice.
Bilirim Maraş Maraş derler bu nasıl Maraş,
Sorarım Sütçü İmam neden can verdi gardaş?
Yoksa onlar nişanlılar mıydı ki ölüme,
Baş mı kaldırıyorlardı bilinen zulüme?
Boş muydu, boşuna mı verildi bunca savaş,
Onlar ki niçin oldular ölümle arkadaş?
Çanakkale içinde var bir Aynalı Çarşı,
Sendin hücum eden tekbirle düşmana karşı.
Şimdi şehit fideliğinde kan sancağı var,
Gayrı Batı aşüftesine açık kucaklar.
Bilseydin ölüm siperlerini kazar mıydın,?
Hiç Çanakkale’nin Destanını yazar mıydın?
Yine Erzurum Dağlarında kar ile boran,
Bu topraklarda yetişen beni sırtımdan vuran.
Oysa kaç kere kırıldı, kaç kere kalemler,
Hükmünü icra etmez kalemi kıran eller.
Arzuhâl için bulunsa da bir kurşun kalem,
Devir dönüyor amma âlem yine o âlem.
Nida der, Yozgat’ı sel almış Soğluğu duman,
Sıdk ile sevdim bu vatanı billahi inan.
Sevgileri sele verdiler, ele verdiler,
Böylelikle başımıza çuval giydirdiler.
Yine yanan ben oldum, bizler olduk yakılan,
İşte yürekler yine tütüyor, duman duman.
Sivas ellerinde sazımız gerçekten çalındı,
Haysiyetler, gururlar, onurumuz alındı.
Çamlı beller değildi bölük bölük bölünen,
Kara haberler tez ulaşıyordu telinen.
Görünürde bu yurt, bu topraklar bir bütündü,
Görünmeyende ovalar, ırmaklar bölündü.
Usuldan Erzincan’a girdim ne güzel bağlar,
Yıllardır sızıları dinmeyendir Başbağlar.
Onları sel basar, deprem sallar, yıkamazlar,
Sahipsizliğin girdabından hiç çıkamazlar.
Öyle bir fesat gayyasıdır hepsinden beter,
Oyunlar son olsun, çekilenler artık yeter.
Yine hastane önünde incir ağacı,
Acılar içine karışmış bir başka acı.
Ezelden Çamlığın başında tüter bir tütün,
Acıları anlamayan, yüreksiz büsbütün.
Eğin Türküleri duygular talanı mıydı?
Gidip de dönmemek bir dünya yalanı mıydı?
Gel bakalım, sen de Ankara’nın taşına bak,
Bırakın taşları, şu gözlerin yaşına bak.
İşte felek hükmünü yeniden icra etti,
Tutulduğumuz dert onulmaz bir esaretti.
Ankara’nın Kalesi ki başı her zaman dik,
Zalimlerin zulmüne boynumuz niçin eğik?
Ocak, 2006
Şiirin Gurbetinde
Hüznün hazin sitemine
Gül tezgâhı seriyorsun
Şu şiirin gurbetinde
Beni de bitiriyorsun
Kahreden sevdalar taşır
Acıların sultanları
Gül yaşmağında barışır
Sevgi yolunun canları
Hiç yaşanmamış baharlar
Besler çile çiçekleri
Güle susayan yağmurlar
Islatır gelecekleri
Hasretin küheylanları
Sevdalara pusu kurar
Sevgilerin talanları
Firari gözlere yarar
Ateştendir kelimeler
Duygulardan yuva kurar
Şiir yürekleri eller
Mısraları yangın sarar
Hüznün hazin sitemine
Gül tezgâhı seriyorsun
Şu şiirin gurbetinde
Sözleri bitiriyorsun
***
Maskeler
Merakındayız kapısı kapanmış hanların
Yapmacık gülüşler maskeleri insanların
***
Bakışında
Seherlerin serinlikleri var yakışında
Al rüzgârları, serinleyeyim bakışında
***
Bende
Bir gittin bin kaldın bende
Gül oldun sen kaldın bende
Tüm çokluğu yok ettin de
Sadece can kaldın bende
|
|
Yüzyılın Talanı
Esas acılar siperlerde bölüşüyor hasreti
Kurtuluş talan edenden
Pranga mahkûmu zamana yaylım atışların
Tarih, tarihe gidenden
Sinsiliğini gammazlayan imalı bakışların
Gayyadan çukur, derinden
Benim diye borç veriyor yağmaladığı serveti
Kefene cep dikilmeden
Vuslatını düşürüyor kin takdir olunanlara ellerin
Henüz sevgiyi bilmeden
Yakılan sayfalar aldırmazlığın devirlerinden
Mazlumların hanesinden
Baharın nazenin dallarında bomba çiçekleri
Dolduruyorlar çölleri
Ezelî kinler ki bir haçlı armasında oyulmuş
Necis mi necis elleri
Gözü dönmüş radarlar yakalıyor kelebekleri
Prangalarda dilleri
Çimenler yanıyor yeşil, yürekler yanıyor ateş
Hazırlanıyor salları
Yeni asrın en kanlı diktatöründen gülücükler
Lekelediler gülleri
Haçlı hortlakları olup sanki geriye dönmüşler
Hiç değişmemiş yolları
Boşu boştan hediye kalıyor bubi tuzakları
Bombadan hep hediyeler
Petrol çarmıha geriyor bir çölün seraplarını
Sözde özgürlük diyeler
Çocuklar, çocuklar bir daha vuruluyor Bağdat’ta
Minnacık küçük sedyeler
Belli ki Bağdat harap, harap bir hüzünde yıkılış
Hiç bulanmaz mı mideler
O asma bahçeler kaybolduğundan beri hayatta
Gayri dinmiyor dideler
Müzelermi ki yağmalanan Kerkük yalnızlığında
Bekleniyor ki gideler
Değerlerin talanında din de iman da mezatta
Çaredeki çaresizler
Çarede
Sizler
Ve
Bizler
***
Tenhalıklarımı Yürüyorum Kızılay’da
Tenhalıklarımı yürüyorum Kızılay’da
Gözlerimde seksen öncesi bir tedirginlik
Kaldırımdakilerde bir telaş bir bezginlik
San ki çeriler bir isyan başlatmış sarayda
Bulvarlardaki neon ışıkları yanıyor
Varoşlarda varsa halâ soba dumanları
Ciklet, kağıt mendil satıyor en yamanları
Tencerelerde yoksulluğun suyu kaynıyor
Ulus’ta bir saçı Leyla’ya Mecnunlar seyip
Ya supermarket de, ya da metroda beklenen
Her gün gözlenendir gözlere anlık eklenen
Gençliğime yürüyorum zamanı eleyip
Aşka şevki olanlar şehre şevki neylesin
Hayâlet gibi kaldırımlarda gezinenler
Alçalan insanlıkla matiğe süzülenler
Tenhalığın hangi boşluğunda bir söylesin
Tenhalıklarımı yürüyorum içinizde
Duyuyor musunuz gelen ayak seslerimi
Bir uyarıya yönlendiren nefeslerimi
Hiç hissedebiliyor musunuz içinizde.
(25 Şubat 2003)
Gül Yangınları
El konulmuş sevgiler sevgiliye sitemkâr
Kırılmış bir yüreğin tamburunda gezinir Duyulanlar acı, çalınan ise nevâkar
Savrulan küller gül yangınlarında bilinir
Gözyaşı dökülmüş hüzün canlanır sesimde
Bir poyrazın taraklarında saçlar çözülür
Kirpiklere cemre düşer beşinci mevsimde
O ne aşktır, yangındır ki sinsice süzülür
Sırların beni ifşâ ettiği hevesimde
Mahcupluğun burcunda gül avlayan bulunmaz
Çağlayanlar soluğudur yüreğimden gelir
Kışların hazanına yaprak bile bulunmaz
Ne zaman kapı çalınacak kim bilebilir
Çareyi gül yangınları yer, çare bulunmaz.
Güllerin kül ettiği hazan bahçelerinde
***
Şiir Benim Hasretimdir
Şiir benim hasretimdir, huyumdur
Şiir benim yıkandığım suyumdur
Gül mevsimde cemre düşer şiire
Şiir benim sığınağım, koyumdur
Kâh âşık olur şiire susarım
Kâh aşkı bulur şiire susarım
Güzelde coşar şiirdir tasarım
Şiir benim düğün, dernek, toyumdur
Kendimden kaçsam şiirde dururum
Aşkı, sevdayı şiirde bulurum
Şah mısralarda yanar, kül olurum
Şiir benim alevimdir, korumdur
Şiir benim, ben şiirim Eleste
Bazen ırak, bazen de bir nefeste
Hak’ta olan hakkı haykıran seste
Şiir benim dilimdeki gülümdür
Sevgiyi tüketirim görünende
Vuslat ikinin bir olması bende
Bütün yollar dört bir yana gidende
Şiir benim Bire çıkan yolumdur.
Ben Değilim
Özümde hasret mülkünü yaktın, yakan ben değilim
Yüreğime ılık ılık aktın, akan ben değilim
Güneş bir mızrak boyu uzandı tenha çöllerimde
Çöllerimi hep sen besledin, kavrulan ben değilim
Ateşler söndürmedi bendeki küllenen közleri
Yakmak isteyen sensin, sönmek isteyen ben değilim
Hayalimde kurulan bütün saltanatlar yıkıldı
Nefis kılıcını alıp yıkan sen oldun, ben değilim
Ömrümce aradım serab-ı aşkı muhal gerçekte Nedense bulan hep başkaları oldu, ben değilim
Zaman zaman bulduğumu sandım cânda nefesleri Yine onu canımda bulan sen oldun, ben değilim
Bu hayat ne kadar zulmetse de dedirtemeyecek Diyeceksin Oyum, buyum, senim ama ben değilim
İhsan sen zaten aşamadın hep “sen”i sende kaldın Adınla çağırdılar hep sana, dedin “ben” değilim
|