Duyurular-Etkinlikler

Sizden Gelen Şiirler

Sayın site ziyaretçileri,
Göndereceğiniz şiirler bu bölümde yayınlanacaktır. Adınızın, soyadınızın ve e-posta adresinizin
bulunacağı şiirlerinizi bu sayfada görmek istiyorsanız, ihsankurt@tnn.net adresine bekliyorum.

 

ÇANAKKALE DESTANI
Çanakkale tarihim, Çanakkale destanım.
Şehidimin türküsü, toprağım, suyum, kanım.
Şüheda nefesiyle dirilen gülüm, canım...

Çanakkale bir tarih, Çanakkale bir şandır,
Tarihe altın mühür, muhteşem bir nişandır.

Mehmetçiğin yüreği, düşman zırhını deldi.
O, önünde durulmaz, bentleri aşan seldi.
Seyyid Çavuş misali, imanıyla yüceldi.

Çanakkale bir tarih, Çanakkale bir şandır,
Tarihe altın mühür, muhteşem bir nişandır.

Kayıt düştü tarihler: On Sekiz Mart gününü.
Mehmetçiğin mermiye, ölüme güldüğünü.
Gördü bütün bir dünya, inanmanın gücünü.

Çanakkale bir tarih, Çanakkale bir şandır,
Tarihe altın mühür, muhteşem bir nişandır.

Çanakkale, ecdadın değerli hediyesi,
Unutulmaz bir destan, şanlı bir zafer bestesi,
“Çanakkale geçilmez!”: Gerçeğin ifadesi.

Çanakkale bir tarih, Çanakkale bir şandır,
Tarihe altın mühür, muhteşem bir nişandır.

Ey bu cennet vatana kanıyla can verenler!
Şahadet bahçesine bir gül gibi girenler!
Size selam ve dua, ölüp de ölmeyenler!

Çanakkale bir tarih, Çanakkale bir şandır,
Tarihe altın mühür, muhteşem bir nişandır.

Rıfkı KAYMAZ

***

Haberin var mı?

Ruhum göç eğledi olduğun yere,
Yüz yüze durmuştum haberin var mı
Gözümle okşadım seni bin kere
Cismen çoktan öldüm haberin var mı.

Bulut gözlerimden yaşlar süzüldü
Kaşlar çatık kaldı,yürek üzüldü
Hasretten çatlayan dudak büzüldü
Ben sana gelmiştim haberin var mı

Beni bir buseyle şad etmedin sen
Yandım ateş içre dad etmedin sen
Sağ iken bir defa yad etmedin sen
Bir yürek vermiştim haberin var mı

Çok baktım yüzüne sessiz, sedasız
Dokundum tenine elsiz, ayaksız
Duymadın vefasız, kal sen Lemansız
Ruhumu öldürdün haberin var mı?

04.03.2007 Azerbaycan/Baku
Gulnare Leman


Sensizlik

Sensizlik
Susuz kalmakla eş,
Yüreğime bir taş oturur;
Hain ve kalleş!

Sensizlik
Istırap verir bana,
Tek tesellim düşünmek;
Vuslat için sana.

Sensizlik
Sızısı derinlerde bir acı.
Sendedir biliyorum,
Sendedir derdimin ilacı.

Sensizlik
Ölümün diğer adı…
İçimdeki SILA özleminin
Dinmiyor bir an feryadı.

Artvin, 22.10.2006
Hasan Volkan TOPCU

RÜSTEM BABA

Rüstem HÜSEYİNGULUYEV?e

Gözlerimde,
Ertelenmiş yaşlar var Rüstem Baba.
Seni bir sonbaharda verdik toprağa
Vefasız yaza inat,
Kışa emanet ettik.
Boynumuzdaki buruk, yaralı vedayla...

İzninle Rüstem Baba
Ertelenmiş yaşları sonraki bahara ısmarladım,
Hayallediğimiz akşamlara.
Aramızda dağ, toprak olsa da
Sen bende varken
Ben sende varken
Yıldızları tek tek ben koydum ellerimle
Bir bir gösterdiğin yerlere.

İşte o sonbahar sabahı
Ezilesi omzumla taşırken seni,
Kırılası ellerimle toprağını atarken,
Öyle bir yemin ettim ki ardından
Yaslı Azerbaycan?dan duydum feryadımı
Uzak illerden geldi cevabı
Yemin olsun,
Taptığımız yerle göğün sahibine
Yemin olsun,
Hayalimizdeki o bahar akşamına.
Hani ta Kaşgar?da söyleyip
Tebriz?den duyacağımız,
İşte o akşam türkülerimizin
Buğulu gözlerinden düşecek,
Ismarladığım, ertelenmiş yaşlar.

İzninle Rüstem Baba
Ertelenmiş yaşları sonraki bahara ısmarladım,
Hayallediğimiz akşamlara.

İstanbul Sensiz, Girdap Misali

Sigaramın ucunda İstanbul yanıyor.
Kapattım gözlerimi,
İçime çekiyorum seni.

Vapurlar, galata, haliç?
Umrumda değil.

İstanbul sensiz, girdap misali...

Doluyla boş arasında,
Bir acizim ben.
Senli nefeslerde hayat bulurum.
Bir ismimi hecelesen?
Bir gözlerin bengisu, bir de İstanbul?

 

Sigaramın ucunda martılar dans ediyor.
Boğazın tarihi vuruyor yüzüme.
Nefesim kesiliyor.
Yaşanan aşkların hepsinde,
Sen varsın.
Yaşanmış İstanbullar sana benziyor.

Fetihler, surlar, tarih?
Umrumda değil.

İstanbul sensiz, girdap misali...

Küfürle iman arasında,
Bir fakirim ben.
Senli kaldırımlarda el açıp dururum.
Bir bakışınla zenginleşeceğim.
Bir dudakların bengisu, bir de İstanbul?

 

ZEKERİYA DÜŞÜNCELİ
MEHMETCİK İLKÖĞRETİM OKULU
SİVEREK/ŞANLIURFA

 


**
KARANFİL RENKLİ ZAMANLAR 


Bana “Mutlu musun? Neden?" diye sormuştun bir gün,
Bu sevda şarkıları da nereden çıktı böyle?
Sevildiğini biliyorsan, sevdiğine inanıyorsan,
Şarkılara, türkülere bağlanmaz da ne yaparsın?
Mutluluk nedir dense, ne anlarsın?

Kafanda ve kalbinde sevdiğin varsa yirmi dört saat,
Yağmurlar yağdırıyorsa ondan gelen küçük bir söz,
El ele tutuşup ıslanıyorsanız sokak sokak,
Sesi çın çın kulaklarında “Dur saçlarını kurutayım!”
“Yağmurdan ıslanmışsın, üşütürsün!” dendiyse sana;
Şarkılara, türkülere bağlanmaz da ne yaparsın?
Mutluluk nedir dense, ne anlarsın?

İnancın tartılmazsa ne teraziyle, ne kantarla
Yanıyorsa kalbinde yeniden özlem ateşleri,
Onu anmakla kalmıyor, anında arıyorsan
Ah, bir de onu seviyorsan
Ah, bir de onu seviyorsan
Şarkılara, türkülere bağlanmaz da ne yaparsın?
Mutluluk nedir dense, ne anlarsın?

Yaşanmamış zamanları kurşuna dizmek istiyorsan,
Berlin duvarının ötesinde yaşamak, yaşamak değil bir tanem
Özlem mevsimi geçsin, vuslat mevsimi gelsin diyorsan;
Şarkılara, türkülere bağlanmaz da ne yaparsın?
Mutluluk nedir dense, ne anlarsın?

El ele verdik, en zorlu bilmeceyi çözdük
Yıllardır hapsedilen ruhum özgür şimdi
Yaşanmamış zamanlara yandık, ah yandık diyorsak;
Şarkılara, türkülere bağlanmaz da ne yaparsın?
Mutluluk nedir dense, ne anlarsın?

 Bazen aklın, kalbinden önce gidiyorsa 
“Bırak artık, akıl ne lazım bize?
Gözlerimiz konuşsa fena mı olur?”
diyorsan,
Üstelik güneş ve dolunay da bizim için yarışıyorsa;
Şarkılara, türkülere bağlanmaz da ne yaparsın?
Mutluluk nedir dense, ne anlarsın?

Üstelik sen varsın yanımda, bana cesaret veren,
Göz bebeklerimde karanfil renkli zamanlara gülümseyen
Artık rüyâ müya görmüyorum, bu bir rüyâdır desem
Seninleyim canım ve gittikçe ıslanıyoruz
Kulaklarımda çın çın sesin; “Dur saçlarını kurutayım!”
“Yağmurdan ıslanmışsın, üşütürsün!”
diyorsan;
Şarkılara, türkülere bağlanmaz da ne yaparsın?
Mutluluk nedir dense, ne anlarsın?


  5 Ekim 2006/ Oyhan Hasan BILDIRKİ 

 

Adını Silinmez Yere Yazdım

Yüzüme bakmadın uzakta durdun
Yanımdan geçerken yelinle vurdun
Kırdın kanadımı gönlümü yordun
Adını silinmez yere yazdım ben..

Anlamadın beni, belki hor gördün
Yanında durdum da; yine zor gördün
Belki yüreğinde her an var gördün
Adını silinmez yere yazdım ben..

Bahçemi kurumuş güle çevirsen
Kor olan ateşi küle çevirsen
Gözden damlayanı göle çevirsen
Adını silinmez yere yazdım ben..


Onmaz yara olup; hücremi sarsan
İster düşte gelip; karşımda dursan
Şu şah damarıma hançerle vursan
Adını silinmez yere yazdım ben..

Sözlerin nihavent, dilde fasılsın
Asalet köşkünden gelen asılsın,
Epeydir görmedim simdi nasılsın
Adını silinmez yere yazdım ben..



Kadir Durak


YUNUSÇA

Yaratana şükür öptüm canımı
Cennetini tuttum yarin zülfünde.
Alsın yar canımı, Mevla canımı
Sevincime sevinç var güldüğünde..

Yunus’um, gönül gözüm sendedir
Elleri gül, yanağı gül bizden gelir
Mevlam! Bu yürek nice yükselir
Yüzüm yar eşiğine sür, bildiğinde...



Yuvasından tezmiş yavru ceylana
Tas tas ayranımsın, canlarım cana
Derim al canımı, hadi alsana
Yine diriyim say, yar olduğunda

Nice zaman hasret hasret burçları
Işığı saklıdır, yoktur uçları
Güllerini saç ta doyur açları
Çiçek meyveyedir her geldiğinde.

Muhittin ARAR

O’NU ANLATMAK

Zaman bir başka zaman, dünya ‘Dünya’ değildi...
Zulmün önünde dallar yaprak döktü, eğildi.
     Gitgide çirkinleşen, kabalaşan duygular,
     Her yanda cahiliye, her yanda kötülük var.
Kapkara bir çağ içre, gerçeği görmeyen göz...
Küfür kokan bir mekân; cehennemden gelen köz.
     Gökyüzü yere küskün, put evi olmuş şehir...
     Denize doğru değil, tersine akar nehir.
Ve ruhlar kilitlenmiş, taşlaşmış, başkalaşmış...
İçlerde günah mührü, yüzlerde donuklaşmış.
     Gün sana hasret kaldı, hasret kaldı sana çağ...
     “Gel” dedi yürek yürek, haber saldı sana çağ.
Atılan taşlar seni, şerha şerha yaralar
Tutar beni elimden, derinden sana bağlar.
     Bilâller, Sümeyyeler, her yanımı dağlasın,
     Cihat ırmaklarıyla, şelâleler çağlasın.
Çile ve sabır ile, yeşerdi gün gün fidan,
Mekke’de gözyaşıyla aklandı kıpkızıl kan.
     Destanlaşır Bedirler, bir hüzün taşır Uhud
     Döner gözyaşlarına, başındaki ak bulut.
Çilelerle, sabırla, Sıddık’la sürer Hicret
Eyub’un evi nurdan, bir ev olur nihayet.
     Kanat kanat yükselip, göklerden güller derdi
     Mekke’de açan çiçek, Medine’de renk verdi.
Gül yüzünden gül saçtı, kızgın çöle sundu su
Öteleri getirdi, bülbüllerin “Ya hu!”su.
     Bu sesler, “Hû hû!” diye, beni sana bağlasın
     Gül gül yeşeren bahçe, kokularla çağlasın.
Gözlerim aydınlansın, ışıktan gözlerinden
Şu taşlaşan yüreğim, incelsin sözlerinden.
     Sözlerin ki mümine hayat verir, can verir
     Şahadet iklimine; istek, heyecan verir.
Işıktan bir yol çizer, ışıtır derin derin...
Ruha kapılar açar, o mübarek gözlerin.
     Güzel, seninle güzel; iyi, seninle iyi...
     Gönül gönül taşısam, sana olan sevgiyi.
Seninle güzelleşir, toprağımız açar gül,
O’nsuz hayat anlamsız, anlasana ey gönül!
     Seni nasıl anlatsın; bu mısralar, bu kelâm...
     Ey Allah’ın Resulü! Sana salât ve selâm!

RıfkıKaymaz
YILDIZ YAĞMURU

Bir yıldız yağmuru ıslatır beni.
Düşerken damlalar o gül yüzüne...
Her damla gözyaşı sorarken seni,
Yıldızlar döşerim ayak izine.

Kuruyan dallara gözyaşı yürür...
Yapraklar titreşir yol verir dağlar.
Yıldız kümeleri yere dökülür,
Şehrayine döner karanlık yollar.

Artık ne gam keder ne acı ne dert...
Umutla yeşeren her mevsim bahar.
Ve gün gün ruhlarda büyüyen hasret,
Solgun yürekleri sonsuza boyar.

Rıfkı KAYMAZ

 

 


BEYİTLER

Göklere yükselen şerefelerden
Ezan, kurtuluşa çağrı sesidir.

Şahadet parmağı şu minareler
Yerlerin göklere seslenmesidir.

Şadırvanda şırıl şırıl akan su
Abdestle günahın dökülmesidir.

Şu masmavi, yeşil, renkli çiniler
Solgun bahçelerin yeşermesidir.

Günde beş kez kılınan namaz
Ruhun ötelere yücelmesidir.

Gönül gönül, dil dil söylenen tekbir
Ezelin ebede seslenmesidir.

Secdeyle yıkanan müminin yüzü
Kulluğun ışıkla bezenmesidir.

Tövbe, sonsuzluğa açılan kapı
Günahsa, ruhların kirlenmesidir.

Rıfkı KAYMAZ

ÖZLEDİM SILAMI

Yıllardır içimi yakmakta gurbet
Özledim sılamı, sevdiklerimi.
Bir ırmak misali akmakta gurbet,
Özledim sılamı, sevdiklerimi.

Günlerim geçmiyor, geceler bitmez,
Köyümün hayali, gözümden gitmez,
Umudum kül olmuş, ümidim tütmez...
Özledim sılamı, sevdiklerimi.

Nerede o dereler, tepeler, dağlar,
Nerede yemyeşil bahçeler, bağlar?
Gurbetin acısı yüreğim dağlar,
Özledim sılamı, sevdiklerimi.

Nerede türküler çağıran pınar?
Nerede yüzyıllık tarihi çınar?
Ve gönlüm hep seni, hep seni anar,
Özledim sılamı, sevdiklerimi.

Sılam, güzel sılam, solmaz gülümsün!
Sen benim yüreğim, solmaz gülümsün.
Vatanım, toprağım, canım ilimsin...
Özledim sılamı, sevdiklerimi.

Rıfkı KAYMAZ

 

 

 

***

GÖNÜLLERE GÜL DÜŞTÜ

Gönüllere gül düştü, güllendik
Güllere bülbül geldi, dillendik
Gece – gündüz hep seni söylendik;
Sensiz bırakma bizi Allahım.

Yerde – gökte olanlar Senindir
Gece Senin, gündüzler Senindir
Lûtfunla şu kulları sevindir;
Sensiz bırakma bizi Allahım.

Varsın, birsin, yücesin; şüphe yok!
Ezelsin, ebed Sensin; başka yok!
Teslim olduk, tutulduk; çare yok!
Sensiz bırakma bizi Allahım.

Canı cânâna katar gideriz,
Malı bedelsiz satar gideriz,
Şânı – şöhreti atar gideriz;
Sensiz bırakma bizi Allahım.
Osman OKTAY

HEP SENİ

Yokluğunun derdiyle ,gözüm görmese hani,
Ruhuma gir, bedenimde hissedeyim seni,
Can bedene girende, aşk uyandırır teni,
Bir sevgiye yeter, kalbe giren bir sevgili.

Konmasan dalıma, gelmese bülbülün sesi,
Dalımda gül hissederim, koklarım seni,
Haber getirir, beklerim seher yelini,
Bir sevgiye yeter, kalbe giren bir sevgili.

Unutur sanma, yanağa konan buseni,
Dudağımda hissederim ılık nefesini,
Seslerimi dağlar yankılasın, bekle beni,
Bir sevgiye yeter, kalbe giren bir sevgili.

Dermani’yim tutarım perçemi, saç telini,
Rüyada bulsam kolların sardığı yâreni,
Mutluluğa çağırır bulurum bekleyeni,
Bir sevgiye yeter, kalbe giren bir sevgili.

Ali Kaybal

aşkın zamanaşımı yoktur

zemheride açan erkenci çiçek
koparıldığında ağlatan şiir / aşka yamaçlanmış
yaşam sayfaları / okunduğunda soluk yeşil
batan deli bir hasret / dokunduğunda

"aşkın zamanaşımı yoktur" der bilgem
ikindi güneşinde ıslak bir umuda

özsuyun girdabında yiten yağmur sevinci
dönüştüğünde göle sonra denize sonra okyanusa
demir atan o ezeli yelkenlideki
rüzgar saçlı sevgili !

sen benim değişmez rotamsın..

A.Uğur Olgar

HAKKA GELİNSİN DİYE

Gönüller den müjde var,,
Canlar sevinsin diye.

İnsan yandı,eridi,
Gerçek bilinsin diye.

Erler bastı nârayı,
Korku silinsin diye.

Güneş,ufuktan doğdu,
Kalpler sevinsin diye.

Rahmet,zulmeti yendi,
Hakk’a gelinsin diye.


Durdu ŞAHİN

BEN

ben bir başıma herseyden uzak
yasaktı bana yaşamak onlardan kaçmak kelimeler susunca anlamsızdı konuşmak
ben bir jiletin ucundaki sitemim
ben bir sisenin icin de denize birakılmıs şiir
yalnız bir kuyunun başındaki çocuk
ürkek bir ananın çizgili elleri
üstü sedefli altı yaldızlı bir resim
karlarda çıplak ayak yürüyen, ama hic üsümeyen iki ayak
bir gün geleceğine inandığın meselen
rüzgarların şarkısı
bir gülüşün ateşlediği anlamsız bir yankı
ve
sahipsiz bir geçmişi bulutlara çizmeye çalışan , bir ömürlük misafir....

Hümeyra Nur


Gurbet Yangını

 Benim yüreğimde gurbet ağrısı,

Hasretin verdiği acı var ana.

Yüzüme süresim gelir yadigarını,

Bir çıkında sakladığım köyümün

Sımsıcak can gibi, topraklarını...

 

Uzaklarda mahzunlaşan yüreğimde

Yakınlarda duyduğum dost kokusu yok.

Hicran tırpan gibi zalim, tırpan gibi hain.

Koymadı bende sıladan kalma tek şey.

Vuslat en uzağa inen, bilinmedik ok.

 
Uçar gider gelmezlere, koynumdaki kuşlar.

Her birinin kanadında, hicranın katil zehri.

Yanağımda ağrılara sebep nedir bilir misin?

Boz toprağa sarıldığım günler çıktı aklımdan

Beni ateş olup yakıyor bu diyar ana...

 :

Azığıma koyduğun omaçlar bir başka.

Zehirimi, dost olduğum eller sunuyor.

Mavileri zift desenli karalarda yitirdim,

Şu an hissetmediğim bir alev, varlığımda

Yanıyor varlığım gizlice anam, yanıyor...

Yandıkça yüreğimde yaralarım kanıyor

Hasan Ulusoy
***

münzevi


o eller ki kâtiptir dil ucunda şükran
dost meclisi terk eylemiş gönülde hicran

cemâlin saklı muamma aynalar muhbir
sen misin sükûta erecek ölgün şâir

güftesi figân târümar edildi gülşen
gecede kalsa da semâ sonumuz rûşen


Ferhat Gülsün

BEN İSTANBULLUYUM

Ben aslında buralı değilim hemşerim
Bir şilep geçer önce boğazdan
Dalgalanır yüreğimin kıyıları
Limanlar gemilere mahpushane olur
Martılar gönüllü gardiyan
Bir yalnızlık kuşattığında Haliç'i
Aşkın önümde dar ağacı olur

Ey uzaklardaki sevgili
Ayı söndür de yat, yıldızlar altına
Güzelliğin görülmesin
Lâl olsun dudaklarım
Buralarda seni sevdiğim bilinmesin

Ben aslında buralı değilim hemşerim
Yarin ismini ezberden okuyorum
Sultanahmet'e güvercinlere
Sirkecide gurbete giden trenlere
Süleymaniye'de minarelere

Ey uzaklardaki sevgili
Ayı söndür de yat, yıldızlar altına
Güzelliğin görülmesin
Lâl olsun dudaklarım
Buralarda seni sevdiğim bilinmesin

Ben aslında buralı değilim hemşerim
Ben ta ötelerdenim
Erzurum'dan, Tokat'tan, Antep'ten
Ben ötekilerdenim hemşerim
Sevdaları umutla yamalı

Ey uzaklardaki sevgili
Ayı söndür de yat, yıldızlar altına
Güzelliğin görülmesin
Lâl olsun dudaklarım
Buralarda seni sevdiğim bilinmesin

Ben aslında buralı değilim hemşerim
Erken düşer bizim oralar kar
Saçlarıma düştüğü gibi
Benim gurbete
Genç yaşta düştüğüm gibi

Ey uzaklardaki sevgili
Ayı söndür de yat, yıldızlar altına
Güzelliğin görülmesin
Lâl olsun dudaklarım
Buralarda seni sevdiğim bilinmesin

Ben aslında buralı değilim hemşerim
Kalbimi Mardin'de bir taş ustasına kaptırmışım
Sevda işlemiş motif olarak yüreğime
Tokatta yare bir yazma almışım
Al bir gül işlenmiş üzerine

Ey uzaklardaki sevgili
Ayı söndür de yat, yıldızlar altına
Güzelliğin görülmesin
Lâl olsun dudaklarım
Buralarda seni sevdiğim bilinmesin

Ben aslında buralı değilim hemşerim
Belki doğru odun kalmadı dağlarımızda
Hala birkaç Yunus gönül dergahımızda
Sevda şiirleri mırıldanır
Hala Mevlana aramız da dolanır

Ey uzaklardaki sevgili
Ayı söndür de yat, yıldızlar altına
Güzelliğin görülmesin
Lâl olsun dudaklarım
Buralarda seni sevdiğim bilinmesin

Ah be hemşerim
Marmara sanki biraz Fırat'a benzer
Sokakta gördüğün adamlar
Bizim oralı kara Ali'ye, sarı Mehmet'e
Dervişlerin Murat'a benzer
Ben aslında buralıyım buralıyım hemşerim

Ey uzaklardaki sevgili
Ayı söndür de yat, yıldızlar altına
Güzelliğin görülmesin
Lâl olsun dudaklarım
Buralarda seni sevdiğim bilinmesin

Hasan Mahir

 

 

Sana şimdi aşk yazamam

sana şimdi aşk yazamam
omuzlarına taht kurmuş melekleri
adın diye yazamam

yazamam
her kayan yıldızın
sana dilek tutulduğunu
bir gözünde ay
bir gözünde güneş tutulduğunu
yazamam

sana şimdi aşk yazamam
aslı olmasa da leylanın
dağda Ferhat çölde destan
yazamam

yazamam
her doğan çocuğa
senin adının konulduğunu
fuzuli’nin baki’nin nedim’in
seni yazmak için
cennetten kovulduğunu
yazamam

sana şimdi aşk yazamam
kalemlerin saf tuttuğu kağıtlara
ilahi tarifini yazamam

yazamam
gülleri çatlatan dudaklarına
bülbüllerin vurulduğunu
bir gülüşünle
ayaklarına mahşerin kurulduğunu
yazamam

Sami Uluğ

 

 

ANKARA

Vatanımın toprağısın taşısın,
Sen milletimin, şehri başısın.
Genç devletimin, elbet yaşısın,
Ey güzeller güzeli, ANKARA

Düşmana karşı, gençler-yaşlılar,
Çanakkale’de... Sarıkamış’talar.
Yazdılar hep güzel destanlar,
Ey güzeller güzeli, ANKARA

Hürriyetler, demokrasiler,
Bağımsızlıklar, Cumhuriyetler,
Sende haykırıldı egemenlikler.
Ey güzeller güzeli, ANKARA

Mabedimde ezanlar, kuşatır arşı,
Haykırırız sesimizi, dünyaya karşı.
İlk sende okundu, İstiklal Marşı
Ey güzeller güzeli, ANKARA

Milletin meclisi, sende kuruldu,
Ülkemin biçaresi hemen duruldu.
Saldıranlara hesaplar hemen soruldu.
Ey güzeller güzeli, ANKARA

Yüzlerce,binlerce fabrika çatı çatıyor,
Cahillik, geri kalmışlık yere batıyor.
Mustafa Kemal'imiz sende yatıyor,
Ey güzeller güzeli, ANKARA


Cemalettin GÜRPINAR

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 
İhsan Kurt 2005 - 2007