Çanakkale’yi Yazdıranlar
“Söyleyene değil söyletene bak” sözünü ‘yazana değil yazdırana bak’ diye de ifade etmek mümkün. Elbette bundan yazanın önemsiz olduğu gibi yanlış bir anlam çıkarılmamalıdır. Çünkü “Çanakkale” deyince; Çanakkale’yi yazdıranlar, Çanakkale’de yazılanlar ve Çanakkale’yi yazanlar akla gelir.
Okuyucular çok iyi bilirler ki Çanakkale üzerine ciltlerce eserler yazılmış ve yazılmaya da devam edilmektedir. Yabancı, yerli birçok yazar, şair ‘Çanakkale’ dendi mi düşünce ve ilham perileri hemen faaliyete başlamaktadır. Aslında biz bu yazımızda “Çanakkale’de yazılanlar” ve “Çanakkale’yi yazanları” bir başka yazıya bırakıp “Çanakkale’yi Yazdıranlar”ın bazılarını kısaca hatırlatmaya çalışacağız.
Çanakkale’yi yazdırmayı öncelikle atsız kahramanlar başarmışlardır. Adları Hasan’dır, Hüseyin’dir ama hepsinin ortak adı Mehmet’tir. Bu Mehmetler ki kanı ile tevhidi kurtaranlardır… Peygamber’in aguşunu açıp davet ettikleridir bunlar. İşte bunlardır öncelikle Çanakkale’yi yazdıranlar… Ancak Bedir’in aslanları kadar şanlı olanlardır Çanakkale’yi yazdıranlar. Bu şanı ve şerefi hak edip yücelenlerdir şairin mısralarında. Şüheda ordusudur onlar lisan ile anlatılamayan. Gönül gülleriyle donatılanlardır Çanakkale’yi yazdıranlar.
Okuma bilenlerin ellerinde Kur’an, bilmeyenlerin Kelime-i şahadet getirerek şehitlik şerbeti içmeye yürüyenlerdir Çanakkale’yi yazdıranlar.
Hakkın ve hakikatin mesajını bu şekilde ayan beyan verenlerdir. Bu Mehmetçiklerdeki ruh kuvvetini, davranışlarındaki asaleti anlamasını bilen, görmesini bilen komutanlardır. Komutanlardaki anlayış, seziş ve en hızlı idrak gücüdür Çanakkale’yi yazdıranlar. “Ben size ölmeyi emrediyorum” diye gürleyen sese büyük bir cesaretle, gözünü budaktan esirgemeyerek uyanlardır Çanakkale’yi yazdıranlar.
Bomba şimşeklerini göğüslerinin üzerinde söndürebilen, tepeleri yıldırım adımlarıyla dürdürebilen, yaralarını al bayrakla sardırabilenlerdir bunlar. Ancak bunlardır toplara, gülle yağan mermilere gülenler, gülebilenler. Bunlardır şahadetin şerbetinin tadını bilenler. İşte göğsündeki imanı alınamayacak kale olanlardır Çanakkale’yi yazdıranlar.
Ehl-i salibin savletini kıranlar, yıldırımlar gibi yağan mermilere er oğlu ercesine duranlar ve yurdu olan toprağı ana ırzı bilerek yâd ayağını kıranlardır Çanakkale’yi yazdıranlar.
Yalnızca Al sancağa teslim edilip Allah’a ısmarlananlar… Yastığı mezar taşı, yorganı kar olanlar… Mukaddes cihada inanarak çağa apak, bembeyaz, dupduru damgasını vuranlardır… Vatan dedikçe yollara düşüp, vatanın bağrına yar olanlardır Çanakkale’yi yazdıranlar.
Çanakkale’yi yazdıranlar olmasaydı, elbette Çanakkale hakkında ciltlerce kitap yazılmazdı, yazılamazdı… Destanlaşan er oğlu erler, bu toprağın kara bağrından çıkıp hepsi de birer ikişer destanlara girdiler. Çünkü onların her biri bir destandılar. İşte bu destanlardır Çanakkale’yi yazdıranlar.
Seddülbahir de, Arıburnu’nda, Alçıtepe, Conkbayırı’nda, Kanlı Sırt’ta, Bomba sırtı’nda bu topraklar için toprağa düşenlerdir Çanakkale’yi yazdıranlar. Çelik yağmurlarında ıslanıp, ölmeden mezara koyulanlardır…
Sonra… Sonra eline anasının yaktığı kına ile cepheye gelen Kınalı Ali’lerdir Çanakkale’yi yazdıranlar. İlkbaharın yemyeşil çimenlerine üç alayla vuruşan Yahya Çavuş’lar, Allah ve vatan aşkıyla 215 okkalık mermiyi topun namlusuna sürmeyi başaran Koca Seyitlerdir Çanakkale’yi yazdıranlar.
Bir hilal uğruna batan güneşlere, yalnızca Al sancağa teslim edilip Allah’a ısmarlananlara selamlar olsun!
Kendilerinden vatanın razı oldukları, kendilerinden milletin razı oldukları ve her şeyden önce inşallah kendilerinden Allah’ın razı oldukları şühedaya selamlar olsun! Çünkü bunlardır Çanakkale’yi yazdıranlar.