Bismark ve Metternich Ne Demiş?
İçinde bulunduğumuz zamanlardaki bazı siyasi ve sosyal olaylar karşısındaki tutumlara, tavırlara, tekliflere tersinden baktığımda bana tarihi iki önemli olayı ve bunların ardından gelen görüşleri hatırlatıyor.
Bilindiği gibi hakkımızda birçok yabancı devlet ve düşünce adamları fikirler ileri sürmüşler, bazıları da neredeyse bizi bizden daha çok düşündüğü hissini uyandıran tekliflerde bulunmuşlardır. Bu konuda tarihi iki örnek vermek istiyorum. Birincisi Alman İmparatoru Bismark’tan, diğeri de Avusturya Başbakanı Prens Metternich’ten…
Şimdilerde içimizden, bizden bazı gruplara ekonomik ve sosyal refah sağlanmasının istendiği gibi o dönemlerde yani 1880’lerde de bazı devletlerin Osmanlıya Ermenilerle ilgili ıslahat yapılması yönündeki baskıları karşısında, dost bilinen diğer ülkelerle iyi ilişkiler kurulmaya çalışılır. Bunlardan biri de Almanya’dır.
Almanya’nın Osmanlı politikalarına sıcak baktığı dönemlerde Osmanlı da bu bakıştan hoşlanıyordu. Bunun için görünürde Alman İmparatoruna Nişan-ı Ali verilmesi, gerçekte ise Osmanlı devletinin Almanya ile ittifakını araştırmak amacıyla Berlin’e Müşir Ali Paşa ile Mehmet Rüştü Bey’i gönderir. Bu kişiler gezileri boyunca yapılan bütün görüşmeleri şifreli bir telle anında Sultana bildirirler. Geziden döndüklerinde de hazırlamış oldukları ayrıntılı raporlarını 24 Aralık 1881tarihinde Sultana sunarlar. Bu adı geçen rapor Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Yıldız Esas Evrakı, Kısım:14, Evrak:74/2, Zarf:126, Karton:7’de yer almaktadır.
Rapora göre Osmanlı temsilcilerinin Bismark ile yaptığı görüşme çok olumlu geçer. Eğer Osmanlı hükümeti askeri ve mülki isteklerini resmen bildirirse bu istekleri Alman hükümetinin en iyi şekilde karşılayacağı sözünü verir. Ayrıca Bismark, Osmanlı devletine karşı İngilizlerin her bahaneden faydalanarak nüfuzlarını artırma ve Hindistan yolunu açık tutma çabasını sürdüreceğini bu konuda en büyük bahanelerinin ıslahat maddesi olduğunu belirtir. Bunun için ıslahat konusunun tatbikatını oyalama politikası ile geçiştirmeye bakılmasını tavsiye eder. Osmanlı temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Bismark her zaman geçerli olan bir gerçeğe işaret eder ve der ki “ Osmanlı devletinin ülke yönetiminde ihanete uğramaması için önemli mevkilere Türk tebeanın getirilmesi” gerektiğini özellikle vurgular.
İkinci örneğimiz Avusturya Başbakanı Prens Metternich’le (1773 – 1859) ilgili. Metternich İstanbul’daki sefiri Appony Kontu aracılığı ile Osmanlı’ya bir tavsiye mektubu gönderir. Öyle ki bu mektupta bir reçete sunar gibidir. Tamamını aşağıya alıyor ve zamanımız devlet adamlarının da hiç olmazsa yaklaşık iki asır sonra bundan ve yukarıdaki örnekten dersler çıkarması gerektiğine inanıyorum.
Prens Metternich diyor ki;“İmparatorluk günden güne zayıflamakta ve çökmektedir. Bu bir gerçektir. Gizlenmesi mümkün olmayacak kadar açıktır. Bir an önce bunu masaya yatırıp çöküş sebepleri ve çöküşün nasıl durdurulabileceği hususunun tartışılması gerekir.
Bana göre, Osmanlıyı bu hale düşüren sebeplerin başında Avrupalılaşma zihniyeti gelir. Bunun temelinde, tam bir cehalet ve akıl almaz hayalperestlikten başka bir dayanağı olmayan ve ısrarla savunulan Avrupa kopyası reformlar yapma hevesi yatar.
Osmanlı Devletine tavsiyemiz şudur: Hükümetinizi varlık sebebiniz olan dininize saygı esası üzerine kurunuz! Devlet olarak varlığınızın temeli, Padişahla Müslüman halk arasındaki en kuvvetli bağ, dindir. Zamana uyun, çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. Fakat dinden uzak olmayın!
İdarenizi yeni bir düzene, sisteme sokun, ıslah edin. Ama yerine size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskilerini yıkmayın! Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları almayın. Zira bu, sultanı, yıktığı ve yerine koyduğu şeylerin değerini bilmeme durumuna sokar.
Avrupa uygarlığından, sizin kurumlarınızla uyuşmayan sistemler almayın. Zira Batılı kurumlar, imparatorluğunuzun temelini meydana getiren ilkelerden farklı ilkelere dayanmaktadır.
Batı kanunlarının temeli Hıristiyanlıktır. Siz Müslümansınız, Türk’sünüz; böyle kalınız. Tatbik edemeyeceğiniz kanunu çıkarmayın! Hak bellediğiniz yolda ilerleyin. Batı’nın sözlerine kulak asmayın. Siz ilerlemeye bakın…
Dininizin sizi toleranslı yapacak, diğer medeniyetlerden üstün kılacak ilkelerinden yararlanmaya bakın. Diğer dinlerden olan halkınıza tam bir himaye sağlayın. Onların dini işlerine karışmayın.
Kanunlarınızı kesinlikle uygulayın. Batının gösterdiği yollara aldırmadan doğruca yürüyün. Bu yollara sapmayın. Çünkü tavsiye edilen bu yollar sizin bilmediğiniz yollar…
Adalet ve bilgiyi elden bırakmayın. Avrupa kamuoyunun az çok değeri olan kısmını yanınızda bulacaksınız…
Kısaca, biz Osmanlı’yı kendi idare tarzının tanzim ve ıslahı için giriştiği teşebbüslerden vazgeçirmek istemiyoruz. Fakat ona, bu ıslahatın, Osmanlı imparatorluğunun şartlarına ortak hiçbir yöne sahip bulunmayan modellerde aranmamasını, kanunlarında Doğulu âdetlere zıt düşen devletlerin kanunlarını taklide yönelmemesini tavsiye ederiz. Ama, Avrupa’yı örnek olarak almamalıdır kendine. Zira Avrupa’nın şartları başkadır, Türkiye’nin başka… Avrupa’nın temel kanunları Doğu’nun örf ve âdetlerine taban tabana zıttır. İthal malı ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler. Onlardan hayır gelmez sizlere.”
Bu iki örneği dikkatli olarak okuduğumuzda “bizler hala neler yapıyoruz”u sorgulama yerine nelerle oyalandığımızı bile pek göremiyoruz. Şairin dediği gibi “hala oyunda ve oynaşta”, hala deve kuşu rolünü sevmekte ısrar eder gibiyiz.
*