Duyurular-Etkinlikler

Yeni Yazılarım

 

Talimatlar Şimdi Nereden Alınıyor?

Ülkemizin üzerinde senaryoların sahnelenmesi, kurgular, planlar dün de vardı, bugün de var. Ancak son aylarda diyebileceğimiz belirgin bir durum var ki bu durum hassasiyet sahibi olan hiç kimsenin gözünden kaçmamaktadır.
Yurdumuzda özellikle gündeme getirilerek, dikkat çekilerek tartışılan, bazen de tartışma yapılırken saldırılan, yıkılmaya ve bölmeye çalışılarak tarihi, dini, sosyal değerleri en azından aşındırma, zihinlerde soru işaretleri bırakma gayretlerinin yoğunlaştığı görülmektedir. Ülkemizde bir soğuk savaşın birçok cepheleri açılmaya, bu cephelerde saldırılar sürdürülmeye devam edilmektedir.
Belki ‘Bunda ne var? Bunlar yeni şeyler değil’ diyebilirsiniz. Ancak şahsen hiç de böyle olmadığı görüşündeyim. Çünkü yurdumuzda, özellikle basın-yayın aracılığı ile yapılmaya, gündemde tutulmaya çalışılan durumlar bana neredeyse bir asır önce Moskova Muharrirler kongresinde, bütün dünya komünist yazarlarına verilen ve memleketlerinde nasıl hareket edeceklerini gösteren 18 maddelik talimatın bazı maddelerini hatırlatmaktadır. İster istemez insanın aklına sahnelenen olayları sergileyenlerin şimdi talimatları nereden alıyor acaba diye sormak geliyor.
Zaman zaman krizleri bahane ederek kapitalizmin çöktüğü (inşallah bir gün gerçekten çökecektir), çökmekte olduğu varsayılarak tekrar komünizmi diriltmeye çalışanları saymaz isek komünizmin bütün dünyada iflas ettiği söylenebilir. Hatta Türkiye’de partisinin bile kurularak serbest hale geldiği halde seçimlerde esamisinin bile okunmadığı hatırlatılabilir. Ancak işaret edeceğim talimatlardan bazılarının bazı güçler tarafından hala kullanılabileceği hatta kullandığı da göz ardı edilemez herhalde.
Zamanımızda yaşanan ve yaşanmakta olan olaylara bakarsak bunlardan bazıları şöyle hatırlanabilir:
Bu güzel ülkemizde bazen etnik farklılıklar, bazen mezhep farklılıkları ve hatta bazen siyasi parti farklılıkları sık sık öne çıkarılarak değişik senaryolar uygulamaya konuluyor mu, konulmuyor mu? Elbette bu soruya “hayır!” demek mümkün değil. Fazla geriye gitmeye gerek yok. Mesela son iki ya da üç haftanın haberlerine göz attığınızda, medyanın programlarına baktığınızda örnekler bulmakta zorlanmayacaksınız. Konuyu doğrudan çok özele indirerek örnek vermek, birini veya birilerini öne çıkarmak istemiyorum. İşte bunlar, yani işaret ettiğimiz doğrultuda faaliyette bulunanlar Moskova Muharrirler Kongresinde verilen talimatnamenin aynen 2. Maddesini çağrıştırmaktadır. Bu maddede; “Halkınızı mümkün mertebe sınıf ve zümrelere bölünüz” ifadesi yer almaktadır. Cümle herhangi bir açıklama gerektiriyor mu acaba?
Yine son zamanlarda güya masum ve demokratik bir söylemle Diyanetin kaldırılmasını istemekten başlayarak şuuraltı dine saldırma davranışları sergileme oyunları… Herhangi bir “Müslüman” kimlikli kişinin yaptığı hataları bunlar İslam’dan kaynaklanıyormuş gibi durumdan vazife çıkararak İslam’a saldırmalar da adı geçen kongrede verilen talimatların 5.maddesini hatırlatmaktadır. Bu maddede; “Gizli, açık din düşmanlığı yapınız. Mezhep ve tarikat kavgalarını kışkırtınız” denilmekteydi maalesef… Alevi-Sünni ayrıştırmalarını sıkça işleme, gündemde tutma ve hatta sanki bunlar düşmanlık nedenleriymiş gibi sunulması da talimatnamenin işlemekte olduğunu göstermektedir.
Tarihimize, tarihi olaylara ve tarihi kişilerimize bakışlarda politize bir zihniyet ya da zihniyetler anlayışı ya at gözlükleri ile görmeye ya da Gazali’nin fil hikâyesinde olduğu gibi koca bir bütünün çok küçük bir kısmını o bütünün tamamı sanmak gibi büyük bir yanılgıya sürüklemiş olduğu bir gerçektir. Ancak buna rağmen benzer zihniyet her dönem varlığını devam ettirmeyi başarmıştır. İşte bu zihniyetleri çok iyi tespit etmiş olan, bunların varlıklarından faydalanmayı düşünenler insanların tarihi ile kavgalı olmasını başarmakla kalmamışlar bu kavgaların çok çeşitli taraflarını da oluşturmayı başarmışlardır. Geri dönüp baktıklarında bu başarılarında eksiklik görenler ilgili kongrenin, “Halkın çok sevdiği yahut milletçe kabul ettirilmiş olan kahramanları yıkmak zor olacağına göre, onları kendinize bayrak yapınız. Düşünce ve davranışlarını kendi zaviyenize göre yorumlayınız” şeklindeki 8.maddesini uygulama alanına sokmuşlardır. Zaman zaman ısıtılarak, tekrar tekrar gündeme getirilen yakın tarihimizdeki bazı olaylar ve liderler buna örnek olarak verilebilir. Mesela bu talimatname uygulayıcılarının olmazsa olmazlarından biri Vahdettin ile Gazi Mustafa Kemal’i kavga ettirmektir. Yok, bu olmadı Gazi’yi güya yıpratma ve aslında sinsice yıkma çalışmaları için çağın her türlü araçlarından faydalanarak taarruza geçme taraflılığını da seyretmemiz mümkün… Yani yine çarpık ya da zihinleri bir yerlerce çarpıtılmış zihniyetler iş başındadır. Yine aynı doğrultudaki talimatlar işlerliğini devam ettirmektedir. Bazıları da bu tuzağa maalesef gafletlerinden ya da bilgisizliklerinden dolayı düşebilmektedir.
Kongrede dile getirilen ve talimat olarak yazılan 12. Madde de zamanımızda sanki uygulanırlığını ve işlerliğini sürdürmektedir. Talimatnamenin bu maddesindeki şu ifadelere dikkatinizi çekmek isterim: “Nizamlara ve kanunlara karşı gelenleri destekleyiniz. Kargaşalık çıkarmak için muhalefet duygularını isyan derecesine vardırınız.” Son yıllarda özellikle “Demokrasi ve insan hakları” gibi maskelerle terörü, teröristleri, anarşistleri her platformda destekleme gösterileri bu maddenin açık bir uygulamasından başka bir şey değildir. Kendilerine hizmet veren otobüsleri yakanların davranışlarının ‘demokratik tepkiler’ olarak gösterilmesi, geceleri araba yakmaları “hak arama” olarak görülmesi de benzer talimat alanların bir başka yüzünü göstermektedir.
Devamlı huzursuzluk kaynakları arayıp bulacak; bunları daha beter bir şekilde devam ettirmeyi başta gelen düstur addedeceksiniz”  şeklinde verilen cümleler talimatnamenin 17.maddesini teşkil etmektedir. Bu maddeye paralel olduğunu rahatça söyleyebileceğimiz bazı olumsuz gelişmelerin örneklerini şimdilerde görmek mümkündür. Çünkü tarihte olmuş veya olduğu ileri sürülen olayların tekrar gündemi işgal etmesine zemin hazırlama yönünde sergilenen çabalar bu gerçeği göstermektedir. Mesela sözde Ermeni soykırımı safsatalarından sonra şimdilerde de sözde Kürt soykırımı, bilmem ne soykırımı iddiaları üzerinde durulmakla kalmamakta bunun bütün dünyada da propagandası yapılır duruma gelmektedir. Nitekim bu doğrultuda, 14 Kasım 2008'de hem de Avrupa Parlamentosu’nda “Dersim Soykırımı” adıyla bir iftira kampanyası başlatılmış ve bir basın toplantısı düzenlettirilmiştir. Hatta bu toplantıya bir ilimizin belediye başkanı ile parlamentoda grubu bulunan bir partinin iki milletvekili de katılmıştır.
Varsa kendi akıllarına, bilgilerine ve bilime danışmayı akıl edemeyenler sürekli olarak birilerinden, bir yerlerden talimatlar alma ve ona göre davranışlar sergileme huylarından ya da bağımlılığından hiçbir zaman vaz geçemeyeceklerdir. Tarih dün olduğu gibi bugün de bu gerçeği bize açıkça göstermektedir. Ancak bu talimat verenlerin hiçbir zaman özgürlük vermeyecekleri gerçeğini de tarihteki birçok örnek hatırlatmaktadır. Talimat alanların da bu durumu hiç unutmaması gerekir. Tabii ki “köle” olma istekleri ağır basıyorsa bu toprakların ve bu topraklarda yaşayanlarının çoğunluğunun bunu kabul etmeyeceğini bilmeleri gerekir.

***

 
İhsan Kurt 2005 - 2007