
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Davasında Dönemin Gazetelerinin Tavırları
Bilindiği gibi Mehmet Kemal Bey, Ermenilerin ve dönemin işgalci güçlerinin, özellikle İngiltere’nin baskısıyla, onlara yaranmak için Ermeni tehcirinden dolayı yargılanıp 10 Nisan 1919’da idama mahkûm edilen ve daha sonra kendisine “Milli Şehit” unvanı verilen eski Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf vekilidir.
Biz, bilinen hikâyesini anlatmak yerine Kemal Bey’in yargılandığı 1919 yılının 6 Ocak ve 10 Nisan tarihleri arasında yayınlanan bazı gazetelerin tavırlarına işaret etmeye çalışacağız:
İstanbul gayri resmi işgal altında, ülkenin her tarafında isyanlar ve işgaller devam ediyor ve böyle bir ortamda Mehmet Kemal Bey yargılanıyor. Daha doğrusu sonu önceden belirlenmiş olan bir yargılama yapılıyor.
Kemal Bey, Bekirağa Bölüğü’nde hapis yatarken, yurdun her tarafı İngiliz oyunlarına sahne olurken, İstanbul Beyoğlu’nda bazıları işgalcilerle balolar düzenlerken, henüz mahkeme başlamamışken 6 Ocak 1919 tarihli Alemdar Gazetesi’nde Refii Cevat (Ulunay) şöyle yazabiliyor: “Siyasette hangi yol? İngiltere’nin eğilim duyduğu taraf şimdiye kadar siyasetin hiçbir safhasında hiç iflas etmemiştir, edemez. Menfaatimizi İngiltere’nin müttefikleriyle bize açacakları ana siyasette görüyoruz.”
Bu mandacı kafa yalnız değildir elbet. Daha sonra bu daha garazkâr ve kindar yazılar da yazacaktır. Ancak gazetelerde “Tarihi Muhakeme” başlığıyla verilen ilk duruşma başlamadan mahkemenin başkanlığına getirilen Mahmut Hayret Paşa daha yargılamalar başlamadan beş altı gün önce, yani 30 Ocak 1919 tarihinde Sabah gazetesine verdiği beyanatta başlamayan mahkemenin ne sonuç getireceğini açıkça işaret ediyor ve ; “Bu, Reşit gibi, Sabit gibi, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal gibi memleketi kanlar içinde bırakan cani şahısları kaymakamlığa, mutasarrıflığa ve valiliğe kadar terfi etmiş ve hemcinsini koyun keser gibi boğazlamış olanlar şimdi serbest serbest geziyorlar. Kanun nazarında bunlar suçludur, canidir. Bunlar da cezalandırılmalıdır” diyordu. Diyordu ve kurulan Divan-ı Harbi Örfi mahkemesinin başkanlığına getiriliyordu. 19 Duruşmanın ilk 12’si Mahmut Hayret Paşa başkanlığındaki mahkeme tarafından yapılmıştır.
Gazetelerde “Tarihi Muhakeme” başlığıyla verilen ilk duruşma 5 Şubat 1919 Çarşamba günü saat 10.45’te başladı. Ertesi gün Müdahil avukatların mahkeme üyeleri üzerindeki etkisi Sabah gazetesinin (6 Şubat 1919) haberinde şöyle veriliyordu:
“Mahkeme hakikaten garip bir şekil alıyor davacı vekillerinin ekseriya mahkeme üyelerine etki ettikleri, vazifelerine müdahale ettiklerini, mahkeme başkanlığının çoğunlukla zanlılar aleyhinde şimdiden kararını vermiş olduğunu açıkça hissettirir bir vaziyet aldığı görülüyor. Bunlar mahkemenin yüceliğine zarar verir, sonunda da verilecek kararın önemini düşürür…”
Dördüncü duruşmanın yapıldığı 11 Şubat 1919 tarihli Sabah Gazetesi’nde Ali Kemal “Siyasette Hatalarımız” başlıklı yazısında esnaftan bir vatandaşla arasında geçen konuşmayı veriyor ve şu inci tanelerini (!) döküyordu:
“Esnaf:
-Beyefendi, ne için Sabah’ın baş makalelerinde Türkleri müdafaa etmiyorsunuz da, Ermenileri ediyorsunuz?
Ali Kemal:
-Hemşeri doğru söyle, İttihat ve Terakki’nin hangi kulübüne kayıtlısın?Bu zavallı Türk, her nasılsa ocağa intisap peyda etmişti. Hiç şüphe yok, o saika ile böyle fikren zehirlenmişti. Aman yarabbi ne cehalet.”
Aynı gün Memleket gazetesinde Mütareke ortamında bazı Türklerin Ermeni tehciri suçlusu olarak yargılanmasını ele alan İsmail Hami (Danişment) mevcut sosyal şuuraltını “Biz bu gibi zamanlarda iyi, kötü, her ne yaparsak mutlaka harice beğendirmek maksadıyla yaparız” cümlesiyle ortaya koyuyordu. Elbette “beğendirmek” ardından “yaranma”yı peşinden getiriyordu. Nitekim ertesi gün aynı gazetede aynı yazar 5. Duruşmanın olduğu gün şu sorgulamayı yapıyordu: “Hükümetin icraatı İngiliz etkisi altındadır… Acaba neden yalnız bizden çıkan mücrimler cezaya layık görülüyor da, diğer anasıra mensup olanlar kollarını sallaya sallaya aleyhimize propaganda ile meşgul olabiliyorlar.” Fakat buna karşı duymazlık öne çıkarılıyor, oralı bile olunmuyordu.
Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in on iki duruşmadan meydana gelen mahkemesinin 6 Mart 1919’da 1.safhası kapanmış, çeşitli nedenlerle mahkemeye ara verildiği günlerde kana susamış bir kalemi okuyoruz… İbretle okuyor ve hayret ediyoruz. 12 Mart 1919 tarihli Alemdar gazetesinde Refii Cevat yazıyor. Şu cümlelere ve de bu cümlelerdeki kine, nefret dolu duygulara dikkatinizi çekmek isterim. Bakınız neye çağırıyor insanları bu zevat:
“Sehpalar bu adamlara layık değildir. Koparılması lazım gelen bu kafalar kütükler üzerinde kesilip günlerce ibret taşında kalmalı… Tehcircilerin tutuklanması yetmez. Bunların kafalarının koparılması gerekir… Tutuklamalar gözümüzü doyurmadı. Daha ziyade şiddet! Daha ziyade şiddet! Daha ziyade şiddet!”
Buna mukabil İstanbul işgal altında, kurumlar işgal idaresindeyken henüz beyinlerini işgalin emrine vermemiş olan gazeteciler de vardı. Bunlardan Süleyman Nazif, 6 Nisan tarihli Hadisat gazetesinde mevcut duruma, uygulamalara ateş püskürüyordu. Son duruşma başlamadan bir gün önce mert bir kalemin feryatları, şikâyetleri vardı:
“Türk Milleti’ne yapılan haksız ithamları kabul etmiyorum. Özellikle Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in davasının son günlerinde Türk Milleti’ne yönelik hücumlara dikkat edilmelidir. Ermenilerin sevki askeri sebeplerledir. Ancak bu esnada suiistimali olan İttihatçıların ağır bir şekilde cezalandırılmaları gerekir. Ben İttihatçıları değil, Ermenilere karşı dinimi, ırkımı, devlet ve milletimi müdafaa etmek istiyorum. Bana Ermenileri kim öldürdü, diye soruyorlar. Ben de bu soruya; Van’da, Bitlis’te, Erzurum’da, İran’da ve Azerbaycan’daki yüz binlerce Müslüman’ı kim öldürdü? Sorusuyla cevap vermeye inatla devam edeceğim. “
Tabii bu ses, bu yazılanlar ne duyuluyor ne de dikkate alınıyordu. İşgal, hükmettiklerine bildiklerini okutturmaya, istediklerini unutturmaya devam ediyordu çünkü. Kemal Bey, mahkeme sonunda yaptığı tarihi savunmasında mahkeme salonundaki herkesi etkiliyor, duygulu anlar yaşanıyor. Bu durumu 8 Nisan tarihli Hadisat ve İkdam gazeteleri; “ Aslında çok düzgün bir şekilde okuduğu savunmasında Kemal Bey salondakiler üzerinde büyük bir tesir yaparak, onları hüngür hüngür ağlatmıştır” şeklinde veriyor. Yine Alemdar’da Refii Cevat bu durumu alaycı bir şekilde eleştirmekten geri durmuyor 9 Nisan tarihli sayısında: “Bahaeddin Şakir uğursuzluklar getiren bir beyin ise Kemal Bey ve arkadaşları bu düşüncenin matemler hazırlayan bir kolu idiler. Kanun kolu da keser, düşünceleri de söndürür.”
Yaranma duygusu galip gelip 10 Nisan 1919 tarihinde bir Perşembe akşamı Kemal Bey şehit edildiğinde yine o bilinen kafa Refii Cevat, Alemdar gazetesinin 12 Nisan 1919 tarihli sayısında ; “O (Kemal Bey) bir kol idi. Şeriatın kuvvetli satırı, insanlık için zararlı bir unsur olan kolu kopardı. Sıra onu düşünen dimağlardadır. Bu kafalar, taşın altında ezilmeli, onlar nasıl milletin kadınlarını dul bıraktılarsa kendi kadınları da dul kalmalı” diye kinini kusmuştur. Böyle vicdanını askıya almış bir şekilde yazarken, yine aynı zat Kemal Bey’in görkemli cenaze töreninden rahatsız olmuş, kendi kendini yemiş olacak ki 15 Nisan 1919’da ; ”Onun cenazesi, dört hamal ile mezarına gönderilmeliydi” diye yazmaktan kendini alamamıştır.
R.Cevat, son vasiyetinde kendisinin cenazesinin Konya’da Mevlana Türbesi’nin karşısındaki Üçler Mezarlığı’na gömülmesini isteyerek “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrısında bir vicdan aklama umudu içerisine girmiştir herhalde.
*
Ali Fethi Okyar, “Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin ve bu kabinenin tuttuğu felaket yolunu tasdik eden padişahın tarih önündeki mesuliyetini aradan geçen zaman unutturamayacaktır. Çünkü Kemal Bey’in suçlu görülerek idamı ile kendi öz devletimiz, bu cinayet iddialarının doğruluğunu kabul ve tasdik etmiş olmaktaydı” diye yazmıştır. Maalesef ne kadar da haklı çıkmış bulunmaktadır. Zamanımızda da sürmekte olan “soykırım” iddiaları ve bu iddiaları kalemlerine dolayan R.Cevat’ların hala varlığını sürdürmeleri Kemal Bey’in şahsında yapılmış olan büyük bir tarihi hatanın ürünleri değil midir?
Kemal Bey’in idam öncesi söylemiş olduğu son sözleri hatırlatmak istiyorum:
“Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa KAHROLSUN BÖYLE ADALET!..”
Ne diyebiliriz?.. Allah, Türk Milleti’nin idaresinde görev alanları bir daha bu tür telafisi mümkün olmayan tarihi hatalar yapmaktan uzak eylesin…

***