Duyurular-Etkinlikler

Yeni Yazılarım

 

Ariflerimizi Kayıp mı ediyoruz?

Hamdullah Suphi’nin “Ömer Ağa İle Mülakat” başlıklı yazısını okuyanınız olmuştur. Yazıda Ömer Ağa kişiliği ve tavırları ile köyüne gelen ziyaretçilere, okumuşlara kendi anlayışınca birçok sözü ile ders verir. Hatta sözünün bir yerinde “Heybe dinli olmayın, torba dinli olun” der. Bu sözün ne anlama geldiğini soran karşısındaki misafirlere; “İki tarafa bölünmeyin, hepiniz bir tarafa toplanın, birlik olun. Anladın mı?” diye cevap verir. İhtiyar sohbetinin son cümlesinde de “Elde bir Anadolu kaldı, sıkı tutun, bu sondur” der. Ömer Ağa âlim değildir fakat arifçe sözler ve davranışlarla karşısındakileri hayrete düşürmüştür. Hatta onlara birçok ufuklar aralamıştır.

Yine kişi noksanını bilmek gibi arif olmaz hükmü gereğince söyleyecek olursak yazının girizgâhı biraz uzun sürdü değil mi? Maksadımız elbette “arif” üzerine bir inceleme yapmak değil. Bir kaygının, eksikliği gün geçtikçe hissedilen ariflerimizin giderek azaldığı, hatta kaybolmakta olduğu hisleri bizi bu satırları yazmaya götürmüştür.

Çünkü artık görüyoruz ki arif ya konuşturulmuyor ya da konuşmuyor. Özellikle “ben bilirim”cileri gördükçe de konuşmamayı seçiyorlar. Bu kadar vaveylanın arasında bir şey anlatamayacağını, anlatsa da anlaşılmayacağını herhalde en iyi onlar yani arifler bilir. Ya da Arif konuşandan çok dinleyen olduğu için ekranlarda pek görünmüyorlar galiba. Ya da; Mecliste arif olup kelamı dinlemekle yetiniyorlar. Bunun için de bizde acaba ariflerimizi kayıp mı ediyoruz, diye bir kaygı oluşturuyor elbette.
“Arif insan” sözünü daha çok gençlik dönemlerimde duymuş olduğumu hatırlıyorum. Yaş ilerledikçe daha çok kültür, sanat ortamlarında bulunduğumu sandığım halde bu söze pek fazla yer verilmediğini gördüm. Bu kelime yavaş yavaş hayattan siliniyor gibiydi sanki. Hayattan olduğu gibi isimlerde de azalma oluyordu.
Nedir bu “arif” diye lügatlere baktığımızda üç genel açıklamada birleşildiği görülüyor. “Akıl yoluyla varılamayacak bilgilere kerameti, basireti ve feraseti sayesinde varabilen irfan sahibi kişi” olarak tanımlandığı gibi  “ Arapça bilmek anlamına gelen arefe fiilinden” geldiği söylenmektedir. Bunun için; bilen, bilgili, ilme vakıf insan anlamına geldiği ifade edilmektedir. “Arif” kelimesinin tasavvufi boyutta incelendiğinde ise gönül gözü açık, manevi ilimlere vakıf insan anlamı taşıdığı da anlaşılmaktadır.
Dikkat edildiğinde “arif”; bilmeyi, bilgiyi, gönül gözü açıklığını, manevi ilimlere sahiplik gibi özellikleri anlamı içerisinde barındırmaktadır.
“Arif”i içimizden ziyade atasözlerinde, şiirlerde aradığımızda bunlarda da benzer anlamların yanında büyük ve hassas bir anlayış, dikkatli bir kavrayış, mütevazı ve gönül zengini, kendi eksikliğini bilen ve bunun farkında olan özelliklere sahip insan zenginliği olarak görmek mümkün.
Arif olur el tez duyar, Arife bir işaret yeter, Arife bir söz yeter gibi atasözleri “arif”i, daha doğrusu “arif insanı” idraki ile, anlayışı ile öne çıkarır. Türabi’de şiirinde; Cihan baki değil hikmetine bak/ Bu bir söz ârife burhâne yeter derken “arif”in benzer özelliğine dikkat çeker.
Arife bir gül yeter diye ifade edilen atasözünü de Behiştî, “Çekdim el hercayilerden bana câm i mül yeter/ Kim bu âlem gülşeninde ârife bir gül yeter der.
Yani arif kanaatkârdır, yetinmeyi bilendir biraz da. Her makam ve mevkide “hep bana”yı hatırlamayandır. Bunun için Baki; Ârife çünkü yeter bir gül eğer arif isen/ Götürüp âlemi bir tâze gülendâme değiş, derken bir anlamda sevginin zenginliğini bilen ve bunu bildiği için de bir “gül” ile yetinebilendir.
“Arif”in anlayışı çok kuvvetli olduğu için olsa gerek; Arife tarif ne hacet, Arife tarif ne lazım sözleri sıkça dilimizde dolanır olmuştur. Nitekim Seyrani, Meseldür arife tarif ne hacet derken Âşık Hicrani de; Meydan açıktır alana / Tarif yok arif olana diye “arif”in benzer özelliği üzerinde durur.
Verilen örnekleri dikkate aldığımızda, etrafımızdaki, ekranlardaki bazı insan davranışlarına baktığımızda ne dersiniz, sizler de benim gibi ariflerimizi kayıp mı ediyoruz, düşüncesine kapıldığınız oluyor mu hiç?

**

 

 
İhsan Kurt 2005 - 2007