Küresel Kültürsüzlük Krizi
Kriz, çok boyutlu bir kavramdır. Mesela örgütlerin, kurum ve kuruluşların işleyişindeki gerilim durumu da krizdir. Bir toplumun, bir kuruluşun veya bir kimsenin hayatında görülen güç dönem de bunalım, buhran veya kriz olarak ifade edilir. Fakat insanlığa sadece bir yüzü gösterilmekte ve dayatılmaktadır.
Çoğunluğun bildiği internetin büyük arama motorlarından Google’da “kriz” yazarak bir tarama yapıldığında görülecektir ki hemen hemen tamamı ya “ekonomik kriz”den bahsediyor ya da “ekonomik krizi” çağrıştıran açıklamalarda bulunuyor. Yani “kriz” deyince genelde ve çoğunlukla mali ya da ekonomik kriz akla gelmektedir. Bu durum da çağımız insanının yaşama biçimine ve olaylara hangi açıdan baktığını, hangi açıdan değerlendirdiğini, daha doğrusu ölçütünün ne olduğunu açıkça ve neredeyse tartışılmaz bir şekilde ortaya koymaktadır. Ya da en azından bu yöndeki bir ağırlıktan söz etmek mümkündür. Bu çarpık anlayış ya büyük bir eksiklik olarak işaret edilerek ya da krize sağlıklı yaklaşımı ta başta engellemektedir. Elbette sağlıklı çözüm yollarının veya önerilerinin de yine baştan önü kesilmeye çalışılmaktadır. Eğer bu durumda bir “kasıt” yoksa ki sanmıyorum, kriz yaklaşımlarına hep eksiklikle başlanacaktır.
Bütün krizlerin kaynağı küresel bozulmanın getirdiği küresel kültürsüzlüktür, dersek belki eksik olur ama pek de yanlış söylemiş olmayız.
“Küresel ekonomik kriz”in sık sık gündeme taşındığı ve dillerden düşürülmediği zamanımızda ister istemez aklımıza bir küresel kültürsüzlükten de bahsedilebileceği gelmektedir. Üstelik bu krizin göstergeleri öyle son haftalarda, son aylarda görülmediği gibi sadece son yıllarda da gözükmüş değildir. Neredeyse çeyrek yüzyılı aşmış bir dönemde küresel kültürsüzlük krizi ağırlığını hissettirerek devam etmektedir. Bu durumu ülkemiz açısından daha da gerilere götürmek mümkündür.
İnsanların fikirleri, düşünceleri, projeleri tartışmayı bırakarak sadece kişileri veya olayları magazinvari tartışma konumunda görünmeleri de küresel kültürsüzlüğün en etkin göstergelerinden biridir. Çünkü magazin anlayışı günü kurtarmanın yanında “magazin”de hapsetmeyi de getirir. Önceleri sadece küçük yerlerde ve kültürel fakirliği yaşayan yerleşim birimleri ya da bölgelerde daha fazla görülen, dedi-kodu sınırlarını aşamayan fikir fukaralığının yansımaları giderek bütün dünyayı kapsamaya başlamıştır. Bu durum iki şekilde izah edilebilir. Birincisi dünya küçülmekte olduğundan işaret edilen sonuç da bunun bir neticesidir. İkincisi ise dünyanın bir küresel kültürsüzlük yaşadığı gerçeğidir. Teknolojinin getirdiği bilgi yayma ağlarının çoğunluğu da küresel kültürsüzlüğe çanak tutmaktadır.
Küresel kültürsüzlüğün en belirgin işaretleri hemen her tarafta cehaletin, adaletsizliğin, ahlaki bunalımın, anarşizme özenmenin-özendirilmenin, sevgisizliğin-kinin, tahammülsüzlüğün, yıkma ve yıkımın, sapkınlığın… ve benzerlerinin değer haline, güç haline, iktidar, yönlendirme ve yönetme konumuna getirilmeye başlanmasıyla kendisini göstermektedir. Üstelik sayılan ve daha fazla eklenebilecek olan faktörler sadece bir güç ve iktidar durumuna getirilmekle kalmamakta bunlar giderek yasallaştırılma, yasalaşma maskeleriyle normal gelişim süreçleriymiş gibi de dayatılmaya çalışılmaktadır. Yani bir nevi çağın değerleri konumuna doğru sürüklenebilmektedirler.
Şöyle ki cehalet diğer sosyal konumlarından ve alanlardan ziyade daha fazlasıyla eğitimde göze batmaya, eğitimde çıban haline gelerek bu boyutta bir krizi tetikleyebilmektedir. Çünkü diğer alanlarda görülen ve görülecek olan krizlerin sebeplerinin dayandığı, dayanacağı asıl unsur hep eğitim olmaktadır.
Cehalet, sadece diploma ile giderileceği sanıldığından öncelikle “okuma-yazma” oranlarının arttırılmasında projeler, uygulamalar, okullarla bu duruma çare aranmaya başlamıştır. Bu tür uygulamalar özellikle ülkeleri “geri kalmış”, “gelişmekte olan” vs. gibi sınıflara ayırmayı kendilerinde hak olarak gören güçlerin yönlendirmelerinden ziyade dayatmaları ile gerçekleştirildiğinden “cehalet” bir yönüyle bilinçli olarak desteklenir olmuştur. Ancak cehaleti bir şuuraltının yansımaları olarak destekleme “bilim” ve “eğitim” uygulamaları adına yapılır göründüğünden “güdülen insan” yetiştirme niyetleri pek anlaşılamamıştır. Hala da yeterince anlaşıldığı pek söylenemez ya. Mesela sık sık programların, uygulamaların değiştirilmesi iyi de olsa uyum problemlerini birlikte getirdiğinden, hatta nesiller arası köprüleri attığından farklı bir biçimde cehalet desteklenmektedir. Oysa uygulamayla birlikte görülebilen eksiklik ve yanlışlıkların onarımı uyum problemlerini daha aza indirebileceği bilinmesine rağmen sıkça topyekûn değişimlere başvurma eğitim krizini de birlikte getirebilmektedir.
Yaşama, iletişim ve ilişki hayatında pohpohlanan cehalet anlayışları da küresel kültürsüzlüğü besleyen faktörler olarak gözükmektedir. Her gün seviye kaybına doğru, samimiyet ve ciddiyetsizliğe sürüklenme, “önem verme” yerine “dalga geçmeye”, anlamadıklarıyla alay etmeye… mış, mış gibi görünme komikliklerini hem de sanat, bilim adına normalleştirme çabaları belki kültürsüzlük değil ama kültür erozyonunun yansımaları değil midir?
Küreselleşen ya da küreselleştiği iddia edilen dünyada hem de en koyu bir şekilde ekonomik, kültürel, sosyal vs… vs… emperyalizminden, sömürme ve sömürülmeden, ideolojilerin çobanlığından bahsedilebiliyor ve hemen hiç sorgulamadan politikacıların, siyasilerin sloganlarının peşinde sürüklenenlerin sayısında azalma yerine artma görülüyorsa küresel bir cehalet krizinin sürmediğini kim söyleyebilir? Bir adım daha ileri gidildiğinde sosyal bunalımdaki artışlar, toplumdaki problemlere çözüm arama altında yap-boz uygulamalarıyla daha da çıkmazlara girme küresel kültürsüzlüğün hastalıklarını göstermez mi?
Adaletsizlik, hemen hemen dünyanın her tarafında hükmünü icra etmekte ve buna da “adalet” adını verebilmekte. İnsanların görünür veya görünmez kuvvetlerle Anarşizme özenmesine ve özendirilmesine vesile olunması, benzer özentilerin “değer” haline getirilmeye çalışılması sıradan yaşama şekli haline getirilmiştir. Hemen her ülkede farklılıklar gösterse bile, haksız da olsa “hak” sadece güçlülerden yana işliyorsa, hakkını alma fırsatı zorba ve çığırtkanlara bırakılıyorsa, ev sahibini bastıran hırsızlara daha yukarılara tırmanma ve hırsızlar yönetimi kurmalarına meydan veriliyorsa, “mafya” ağalığı güç kazanıyorsa böyle bir dünyada küresel adaletsizlik krizi olmadığı söylenebilir mi?
Ahlaki bunalım, aslında küresel kültür krizinin birçok unsurunu, birçok faktörleri içinde barındırmaktadır: Tüketimde, israfta “daha da çok” anlayışını körükleyen eğitim uygulamaları… Hep birilerinden beklenen yol-yöntem geliştirmeler… Egonun arzularını tek ölçü kabul etme… Bireyler arasında tahammülsüzlük, yıkma ve yıkım. Sapkınlıklar bütün çeşni ve çeşitleriyle… Sevgisizlik ve kin… Fuhşun ve seksin adı “sevgi”, “aşk” olalı beri sevgisizlik toplumun bütün damarlarına kadar işlemeye, işlemezse zorla işletilmeye çalışılabilmektedir.
Netice olarak değil ama bir tespit olarak şu sorulara aranacak cevaplarda da küresel kültürsüzlük işaretlerine rastlanacaktır: Dünya bir işletme midir acaba? Ekonomik krizi kontrol eden ya da çıkaranlar gerçek anlamda küresel kültürsüzlüğü desteklemede fayda ummuyorlar mı?
İnsan cebine bir el uzandığında kuyruğuna basılmış bir mahlûk gibi feryat ederken; yaratılışına, yaratılış gayesine, birey ve toplum olarak sağlıklı yaşama biçimine, insanlığın toplu kabullerine her türlü saldırının getirdiği küresel kültürsüzlük krizine ya şartlanmışlık içinde tavırsızlık göstermekle ya da vurdumduymazlığını sürdürmeyi devam ettirmekle daha çok krizlere muhatap olacaktır.
Hani küresel kültürsüzlüğe karşı çare üretecek, sağlıklı projeler geliştirecek ve en önemlisi bunları uygulamaya koyacak sesler? Ekonomik krizlere primler, teşvikler verenler küresel kültürsüzlüğü görmüyorlar mı yoksa?
**