Yazma Yolculuğu
Her insanın yeryüzünde bir yolcudur. Geldik, kimimiz düşe kalka, kimimiz koşar adımlarla yürüyoruz. Herkesin yolculuğunda nice sırlar vardır pek bilinmeyebilir ancak farklı yaşlarda da olsa, yollar ayrı da olsa varılacak menzil ortaktır, bellidir. Veysel’in dediği gibi hepimiz de uzun ince bir yolda yürürüz gündüz gece…
Aslında bütün insanlar gibi bende bir yolculuk içerisindeyim. Menzili olan bir yolculuk… Fakat her insanın yolları ayrı yolculukları farklı biçimlerdedir. Birçok özelliklerinin yanında işte bu farklılık da insanları birbirinden ayırır. Bu ayrılışlar bazen iyiye, güzele bazen de bilinmeze, çirkine, çirkefe götürebilir. Yolculuklarda benzerlikleri daha çok olanlar birlikte yürüyüşe katılırken, daha az benzerlikleri olanlar ayrı yollarda yolculuklarına devam ederler. Bu yollar yaşama yoludur, düşünce yoludur, sanat yoludur, bilim yoludur ve bütün benzerlerinin toplamı hayat yoludur.
İşte bu hayat yolu içerisinde hemen herkes bir yolculuk türünü seçer ve onun yolculuğuna çıkar. Ben de ta ortaokul sıralarında seçtim yazma yolculuğunu. Siz buna edebi bir yolculuk da diyebilirsiniz. İlk zamanlar ve daha sonraları bu yolda bir rehbere rastladığım da söylenemez. Hep el yordamıyla, hep okumalarımla yolu kılavuz edinmeye çalıştım. Belki şimdi adlarını hatırlayamayacağım bazı yazarların küçük hatıraları, kenara köşeye sıkışmış mesajlarının bende şimşekler çaktırdığı olmuştur. Ancak ondan sonra “ben bundan sonra şöyle şöyle yapmalıyım” telkinini kendi kendime vermişimdir. Yolculuğum böyle devam etmiştir.
İlk gençlik çağına girmeden önce gösterilen yollardan gitmeyi denerken daha sonraları daha şuurlu olarak hep bildiğim yolda yolculuk yapmaya devam ettim. Bildiğim yolu daha da çok bilmeye gayret ettim. Çünkü bildikçe yolun ve yolculuğun zevki ortaya çıkıyordu. Yolların özellikleri, manzarası, yokuşu inişi değişse de yolculuğumda hiç sapma olmadı. Fakat o dönemlerimde “yazar” denince “İstanbul”, “İstanbul” denince “yazar” ilişkileri hep dikkatimi çekti. Bu durumu hep kendi kendime sorgulayıp durdum. Elbette yazma yolculuğumun çok ilerilerinde meseleyi çok iyi kavradığımı sanıyorum.
Ancak yolculuk uzadıkça elbette yeni öğrendiklerim, hayatıma kattıklarım, elediklerim oldu. Yazma yolculuğu zamanla neredeyse hayatımın bir mecburiyeti haline geldi. Hüzünler, acılar, sevinçler zamanla bireysel nedenlere bağlı olmaktan çıkarak umumileşir oldu. Hayatımın yolculuğu özel kaygı, keder ve sevinçlerden öte giderek yazma yolculuğumu etkilerken, yazma yolculuğumda hayatımı etkilemekten geri kalmadı.
Mesela yazma serüvenimde bile önce her insanda olduğu gibi biraz “ben”i tatmin varken sonradan bunun sorumluluğumun gereği olduğunu fark ettim. Belki eğitimin her kademesinde görev almış eğitimci kişiliğimden gelen anlayışla bildiklerimi paylaşmak, paylaştıklarımı tartışmak hayat yolculuğumda ilk ilkelerim arasına girdi. Bunun için hep okudum, okumaya devam ettikçe paylaşma ihtiyacını hissettim ve daha çok ama daha dolu, daha araştırıcı, sorgulayıcı, belki mesajlar verici yazılar yazma ihtiyacı hissettim.
Ama yolculukta hep insani zenginlikleri çoğalttığımı anladım. Yeni keşiflerle heyecanlanıp mutlu olduğumu fark ettim. Bazen helal bazen haram olduğu hissini veren düşüncenin meyvesinden tad aldım onlarda haz aradım. İnsanın yaratılış gayesinden gelen zenginliklere kapı araladım. Yetmedi yeni kapılar icat etme çabası içerisine girdim. Yolculuğum bu minval üzere başladı ve hala devam ediyor. Bu zenginlikler önce bilim oldu, daha sonraları sanat, edebiyat, şiir, kültür oldu. Tefekkür, fikir imal etme işi hep hoşuma gitti. Bunu hep insanın asıl insan olma yanı olarak düşündüm. Hala öyle düşünüyorum.
Sloganlara pirim veren yolculukları sevemedim, sevmedim. Çünkü kuru gürültü ve patırtılar yürüdüğüm yolun huzurunu bozuyordu hep. Fikir şimşeklerini kapatıyordu… Zaman zaman arı ve duru duyguların fısıldadıkları, zenginleşen kültürün kuşattıkları, İzmlerin işgaline uğramamış ilmin ışıkları okuma, yazma ve hayat yolculuğunu çekici kıldı.
Bu yolculukta yolumun üzerine çıkanlara uğramak durumunda kaldım hep. Sadece hazan bahçelerine uğramakla kalmadım, has bahçelerde gezindim, bülbüllerin davetine kulak da kabarttım. Fakat yoldaki bir taşı alıp kenara koymak davranışına yöneldim, bazen kaldıramayacağımı da işaret etmek söz konusu olunca bundan da kaçınmadım. Umumi, Türk Milletini ilgilendiren hüzünleri ve sevinçleri duyduğumuz ve hissedebildiğimiz kadar paylaşmanın sorumluluğunu duydum. Yani kültürden, eğitimden, sanattan bahsedilir de kültür adamının, eğitimcinin, sanatçının kendisi, eserleri de yolculuğumun hazları olmaz mı, oldu elbette. Yazma yolculuğum onları okudukça daha da zevkli hale geldi.
Son olmasını temenni etmediğimiz, bu milletin kültür hayatında izler bırakan şahsiyetlerin hatırlatılması vefa borcumuz olarak bu yolculukta ödenmeye çalışıldı, çalışılmaya devam edilecektir. Bu yapılırken alışılagelmiş yöntemler yerine anlaşılır, kısa, öz fakat “orijinal” yöntemler yolculuğumuza yardımcı oldu. Hep güzel yeniler yazma yolculuğuma düşünce şimşekleri çaktırdı.
Günü, günceli, popülizmi pohpohlayan kitaplardan ziyade bilimin, sanatın, kültürün varlığına saygı uyandıran, geleceğe izler bırakacağını ümit ettiğimiz eserler de bu yolculuk da bizlerle birlikte yürüdü, bundan sonra da yürüyecek. Hiç değilse en azından bu anlayışla görmezden gelme saldırganlığına karşı durmuş olacağıma inanıyorum.
Yazma yolculuğumda kültürel kimliği olmayan kişilerden, toplumsal yapıyı kısırlaştıran olaylardan ziyade fikirler ilgi alanıma girdi hep. Bundan sonra da öyle olacak. Çünkü büyük olmak için kimseye iltifat etmeyen, kimseyi üstün ya da hakir görmeyen, hiç kimseyi aldatmayan; idealini gören ve o hedefe yürümeyi sürdüren biri olarak bunu gerekli görmekteyim.
***