Duyurular-Etkinlikler

Yeni Yazılarım

 

30 Ağustos Zaferi ve Zaferlere İnsan Penceresinden Bakmak

Zaferlere, hatta yenilgilere bakış bir bakıma “tarihe bakış” değil midir?
Zaferleri gerçekleştirenlere, onların kişiliklerine ve zaferlerdeki davranışlarına bakışımız özelde tarihe bakışımızın, yaklaşımımızın ipuçlarını vermez mi?
Zaferlere, yani tarihe bakışımızı ideolojilerin bağlılığından ve bağnazlığından kurtararak, onlara fikir yaylalarımızın yani kültürümüzden gelen değerlerin bütün varlıklarını, bütün zenginliklerini açmaktan çekinmeyerek daha sağlıklı ve bir bütün olarak bakamaz mıyız? Kurtulamaz mıyız özellikle içinde bulunduğumuz dedikoducu kuşatmanın süfliliklerinden, kısır dayatmacılığından?
Hemen her yıl 30 Ağustos’ta kutladığımız Başkomutanlık Meydan Muharebesi Kurtuluş Savaşının kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamıştır. Bu neticeye ulaşılmasını sağlayan atsız eroğlu erlerin başında bulunan kumanda kadrosunu kendisi de Süvari Kolordusu Kumandanı olarak görev yapan Tuğgeneral Fahrettin Altay hatıralarında şöyle sıralıyor:
Başkomutan: Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
Genelkurmay Başkanı: Orgeneral Fevzi (Çakmak)
Garp Cephesi Orduları Komutanı: Tümgeneral İsmet (İnönü), Kurmay Başkanı: Albay Asım (Gündüz)
1.Ordu Komutanı: Tümgeneral Nurettin, Kurmay Başkanı: Kurmay Albay Emin (Koral)
2.Ordu Komutanı: Tümgeneral Yakup Şevki, Kurmay Başkanı: Kurmay Albay Hüseyin Hüsnü (Erkilet).
1.Kolordu Kumandanı: Kurmay Albay İzzettin (Çalışlar).
2. Kolordu Kumandanı: Kurmay Albay Ali Hikmet (Ayerdem)
3.Kolordu Kumandanı: Kurmay Albay Şükrü (Naili)
4. Kolordu Kumandanı: Kurmay Albay Kemaleddin (Sami)
5. Kolordu Kumandanı: Kurmay Albay Kazım (İnanç).
Süvari Kolordusu Kumandanı: Tuğgeneral Fahrettin (Altay)
Kocaeli Grup Kumandanı:  Kurmay Albay Halit.

Her biri ayrı bir değer olan bu listeye bir bütün olarak bakıldığında bulundukları konum ve daha sonraları Cumhuriyet döneminde almış oldukları görevler nedeniyle Gazi Mustafa Kemal’den sonra Fevzi Çakmak, İsmet İnönü en fazla bilinen ve tanınanlar arasındadır. Diğerlerinin çoğunu uzmanlık alanları yakın tarih olanlar ve biraz da bu konuya meraklı olanların dışında pek kimse hatırlamayacaktır. Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile zafere ulaşılmasında büyük katkıları olduğunu düşündüğümüz diğer komutanlar da en azından yıldönümlerinde çeşitli faaliyetlerle anlatılmalı, teknolojiden faydalanılarak en iyi şekilde tanıtılmasında yararlar olacağı muhakkaktır.
Bilindiği gibi bu zaferin Başkomutanı olan Mustafa Kemal’in “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Tarih yazan tarih yapana sadık kalmaz ise değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır” dediği gibi tarihi yazanlar, zaferleri dile getirenler o zaferlere imza atmış “insan” faktörünü, onun değerlerini, azmini örnek olma bakımından ortaya koymalıdırlar.
Şunu unutuyor ya da pek dikkate almıyoruz: Başta Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal olmak üzere Başkomutanlık Meydan Zaferi’nin kumanda kadrosunun tamamı tarihte pek görülmeyen özelliklere sahip insanlardır. Bu muzaffer kumandanlar, özellikle dönemlerinde yaşamış oldukları her biri tarihe mal olmuş hareketliliklerinden dolayı kişiliklerindeki zenginlikler dikkat çekmektedir. Öncelikle bu komutanların tamamının her biri birer Osmanlı subayı olarak Osmanlı’nın okullarından yetişmişlerdir. Bunlar hem devletleri olan Osmanlı’nın yıkılış sürecine girişinde, parçalanmasında her cephede mücadelelerini vermişler hem de 1.Dünya Savaşında cepheden cepheye koşmuşlardır. Bu bakımdan Başkomutanlık Meydan Zaferi’nin kumanda kadrosu, yetişmeleri, cephelerdeki savaş tecrübeleri, olaylara aynı zamanda ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve devletlerarası politik ilişkiler gibi çok zengin ufuklardan bakmalarının ötesinde kendi insanındaki güçlerin, mukaddeslerin çok iyi farkında olmaları da onları zafere götüren yol olmuştur.
Zaferlere bakışta değişim olmalı, zaferleri gerçekleştiren insanların ortak değer ölçütleri yine ideolojik yaklaşımlardan uzak elde edilen bilgilerin verileri ile çok iyi tahlil edilmelidir. Yoksa tarihi bir nutuk çekme alanı gibi görüp o alana hapsetmekle hiçbir yere varılamayacaktır. Tarih adına, tarihimiz adına, tarih bilimi adına zihinlerimizi yormaz isek her yıldönümlerinde romantik tarih konuşmalarını daha çok dinleyeceğiz demektir.
Neler yapılabilir sorusuna, daha sonra zenginleştirilmek üzere şu kısa öneriler cevap olabilir.
Hissiyat, romantik yıldönümü nutukları maalesef somut bilgiler ve yapılacak işler kadar tesirli olamıyor. Özellikle son yarım yüzyılda ortaya konulan örnekler bize bu durumun işaretini vermiştir. Bunun için birçok şey yapılabilir. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
Başkumandanlık Meydan Zaferi ile ilgili bütün bilgi ve belgeler mümkünse bir yerde toplanmalıdır. Toplanan ve toplanacak olan belgeler somut birer gerçek olarak tarih eğitiminde yararlanmaya açık olmalıdır.
Muzaffer kumandanlardan hiçbir yere adları verilmeyenler tespit edilip adları verilerek yaşatılmalıdır.
Yurdumuzun dört bir yanını üniversitelerle donattığımız şu son yıllarda her bir muzaffer kumandan hakkında üniversitelerde, tarih bölümlerinde kürsüler kurulmalıdır.
Bu komutanların var olan hatıralarından “Başkomutanlık Meydan Zaferi” kütüphanesi kurulmalı. Burası son teknolojinin bütün verilerinden faydalanılarak etkili yayınlar ve araştırmalara öncülük yapabilecek donanımlara sahip hale getirilmelidir.
Resmi, yarı resmi ve resmi olmayan kurumların, kuruluşların arasında koordinasyon sağlanarak bu konuda güzel işbirliğinin ürünleri ortaya konulmalıdır.
Henüz “millet” olma vasfına sahip olamamış ama dünyaya hâkim olma iddiasını sürdüren bir ülkenin “kovboy” yani “sığır çobanı” filmleri ile bir kültür oluşturma çabalarını küçümsemek yerine var olan tarihimizin gerçeklik sayfalarını, muzaffer kumandanlarını bir bütün olarak neden hala senaryoya, filme alamadığımızı sorgulayarak tez elden bu eksiklikler giderilmeye çalışılmalıdır. Hatta zaferlere, tarihe çağın en etkili olan sanatı açısından ortaya ürünler koyabilmek için hummalı bir seferberlik başlatılmalıdır.
Elbette bu yazının ana düşüncesi dikkate alındığında öneriler ve yapılması gerekenler daha da zenginleştirilebilir. Yeter ki meseleyi yıldönümlerinde çekilen ve orada kalan nutuklardan, “zaferler ayı” romantizminden kurtarabilelim.

 

 
İhsan Kurt 2005 - 2007