Duyurular-Etkinlikler

Yeni Yazılarım

 

Ziya Gökalp Bugünleri mi Görmüş Acaba?

Son yıllarda popüler kitaplar dururken Türk düşünce, fikir ve sanat hayatına büyük katkıları olmuş olan yazarların, şairlerin eserleri galiba ne hatırlanır oldu, ne de okunmaya gerek duyuluyor. Bazen böyle bir ihtiyaç hissedilirse varsa yoksa bir elin parmağını geçmeyen kişiler zaman zaman anma programları düzenlenerek yâd edilebiliyor.


Maalesef bu programların birçoğunda da şairin, sanatçının, düşünce adamının mesajlarını, fikirlerini anlamaya çalışmak ve anlatmak yerine mesele bir iki anekdot ile halledilmeye çalışılıyor. Tahlillerle, analizlerle içinde bulunduğumuz, yaşamakta olduğumuz çağa yansımaları üzerinde de pek durulmuyor.  Oysa onların çoğu isimlerinin önüne almış oldukları şairlik, sanatkârlık, yazarlık, fikir adamlığı gibi sıfatları hak ederek almışlardır. Birilerinin, bazı kurum ve kuruluşların, hangi bedelin karşılığı olduğu pek bilinmeyen, cehalet kokan malum basının yaftaları değildir bunlar.


Çünkü onlar, rahmetli babamın dediği gibi “aşırtmacını gören” insanlardı. Düşüncelerine ne at gözlükleri giydirilmiş ne de bu tür öneri yapanları ciddiye almış kişilerdi. Fildişi kulelerinde yalnızlığa da mahkûm edilseler ne sloganlara kulak verirler ne de fikir koltuklarını makam koltuklarıyla değiştirirlerdi. Falcı değillerdi. Böyle bir anlayışa da hiçbir zaman pirim vermezlerdi. Fakat sahip oldukları zengin kültür birikimlerini, idrak ve kavrayışlarını içinde yaşadıkları zamanlardan ileri zamanlara objektiflerini tutarak aydınlatabilen insanlardı. Birçoğunu bu anlamda anlamak için öncelikli olarak kafalardaki slogan nakaratlarının, zincirlerinin kırılabilmesi şarttır.


Beyinlerde zincirler, gözlerde at gözlükleri olmamış olsa idi son haftalarda tartışılan “dil” konusuna Diyarbakırlı şair, fikir adamı Ziya Gökalp’ın bir şiirini hatırlayarak meseleye gayet açık bir cevap verilmiş olurdu. Ama nerede?


Sıkça işaret edildiği gibi ya okuma rahatsızlığını yaşamakta devam eden bir toplum olarak ya da okuduklarını düşünce süzgecinden geçirip olaylara ve zamana transfer edebilme gibi yetilerimizin körelmesinden dolayı Gökalp pek hatırlanır olmamıştır. Tabii ki anlama zahmetine katlanmayanların onu hatırlama gibi bir hatayı (!) yapmaları da beklenemezdi. Zoraki oluşturulan ve dayatılan gündemlerin peşinden gitmek dururken her anlamda fikir hazinelerine sahip olanların kapılarını kim çalacaktı?


Mesela Gökalp’a müracaat edildiğinde, neredeyse bir asır önce zamanımızın bir problemine ışık tutmakta gibidir. O’nun makalesinde (Makaleler IX, 1980.s.129) şu anlamlı düşüncelere rastlanmaktadır; “İngilizler, Musul meselesinden bahsolundukça, bu arazide Türk’ten çok Kürt bulunduğunu ileri sürüyorlar. Bu sebeple Musul meselesinin daha ziyade Kürtlerin menfaatine göre halledilmesi lazım geldiğini iddia ediyorlar… Bizce Türklerle Kürtlerin farkı olmadığı için, Musul meselesinin her iki kavmin menfaati nokta-i nazarından halledilmesi lazım gelir.”

Bu yazıda Ziya Gökalp üzerine bir inceleme yapacak değilim. Ancak günümüz problemlerine daha aydınlık dayanaklar bulmada onun bazı ipuçları verdiğinin de bilinmesinde büyük yararlar vardır. Nitekim lisan konusu da bunlardan biridir. Bu günlerde samimi olarak konuya hassasiyet gösterenleri paranoyaklıkla suçlayanlar Ziya Gökalp’ın şu şiirini okuduklarında neler düşünecekler?


Turanın bir ili var
Ve yalnız bir dili var 
Başka bir dil var diyenin
Başka bir emeli var…

Türklüğün vicdanı bir,
Dini bir, vatanı bir.
Fakat hepsi ayrılır,
Olmazsa lisanı bir...

Ne dersiniz? Ziya Gökalp bugünleri mi görmüş acaba? Gökalp, bir devlette iki dillik konusunu, doğacak neticeleri yeterince anlatabilmiş mi?

**

 

 
İhsan Kurt 2005 - 2007